15 Aralık 2023 Cuma

?


Bu sabah ne fark ettim biliyor musun Sebastiyan, yaşadığım ne varsa şanslı bir insan olmama bağlıyorum. Hayatımda elde ettiğim ne varsa benim yerimde başkası da doğsaydı elde ederdi gibi . Akıllı ve güzel kızım diye büyütüldüm. Hep akıllı ve güzel olduğumu hissettim ama bunlar benim başarılarım değil, hayatın bana sunmuş olduğu hediyeler. Sevgi dolu bir ailede büyüdüm. Çevremde harika arkadaşlarım oldu. Mahallem İstanbul'un en güzel yeri bence. Pozitif bakış açım da hem bu güzelliklerin hem de beyin kimyamın bir sonucu. İyi de o zaman ben etkisiz eleman mıyım ?

13 Aralık 2023 Çarşamba

12

Bir anda tekrar tek başına kalınca ne yapacağını bilemeden yanındaki koltuğa çöktü Elisa. İna ile günlerdir aradıkları yeri bulmuşlardı sonunda. Burası kendisi gibi kadınlara yardım eden gönüllü bir dernek eviydi. Daha ilk girişte sevmişlerdi ikisi de. İçerideki gönüllülerle konuştuktan sonra daha da içleri ısınmıştı. Yolunu çizip kendisine bir iş ve ev bulana kadar burada kalacaktı. İna'nın iş yerine de çok yakındı burası. Ama onu yolcu edip de odasının kapısını kapattığı anda içine çöken sıkıntıyı beklememişti. Kalkıp eşyalarını yerleştirdi. Pencerenin önündeki küçük masanın üzerine defter ve boya kalemlerini koydu. Psikoloğu yazamıyorsan resim yaparak dök içini dediğinden beri resimli günlük tutuyordu. Resim yeteneği de yoktu hiç ama renkleri karıştırmak iyi geliyordu ona. Bir kaç kıyafetini gardıroba yerleştirdi. Min'in eski cep telefonunu vermişlerdi ona. Hayatındaki ilk cep telefonu. Sesle arama özellikleri sayesinde video izleyebiliyordu. Mesajlaşmayı da çözmüştü. Sesli mesaj atıyorlardı birbirlerine. Şarja taktı telefonu, çabuk bitiyordu pili. Dolabın kapağındaki boy aynasında yansımasını görünce durdu. Yıllar süren bebek çabalarının sonucunda alt üst olan hormonları ve evde oturup durmak sonunda eski güzel halinden eser kalmamış koskocaman şekilsiz bir kadın olmuştu. Yirmi yaşında demeleri için bin şahit isterdi. Dişleri de çok bozulmuştu. Adam beni boşuna sokağa atmamış aslında derken yakaladı kendisini. Nefes alamadığını hissedip pencereye koştu, titreyen elleriyle camı açıp dışarıdan gelen rüzgârı hissetmeye çalıştı. Orada odanın kapısına gidip onu sonuna kadar açtı. Kapının önüne çöküp içine hava çekmeye çalıştı. Bir an asla yeniden ayağa kalkamayacağını düşünüp kaldı. 
....

"Nereye gidersek gidelim umrumda değil, gidiyoruz 
Herhangi bir yere uçalım, gidiyoruz"

Sahneden bu şarkı sözleri yankılanırken kapının önünde oturup kaldığı o gün geldi aklına. Neredeyse bütün gece orada nefes almaya çalışıp oturduktan sonra sabahın ilk seslerini duymasıyla kendine gelmeye başlamış, yavaşça yerinden kalkıp dışarıya atmıştı kendisini. Sadece gitmişti. Adımları onu nereye götürdüyse yürümüştü saatlerce. Kendi evinin sokağında bulmuştu sonra kendisini. Bahçesinde durup uzun uzun bakmıştı eve. Burada durmaya devam mı etmek isterdin diye söylenmişti kendisine ve dönüp sakince geri yürümeye başlamıştı. 

Şimdi de kalkıp sahneye yürüyüp hepsine tek tek sarılmak istiyordu. Acaba kaçıncı adımda beni durdururlardı diye düşündü. Benim ben Sal diye bağırsa meselâ durdurduklarında ne olurdu. Bu konsere gelmem çok kötü bir fikirmiş diye geçirdi aklından. Çok sızlıyordu yüreği, çok. 

Diğer bölümler için tıkla.

10 Aralık 2023 Pazar

11

Bir gün sana şarkı yazacağız Elisa demişti Eol, ama seni öyle sevdik ki çok zor yazması. Başarmak için çok uğraşmamız gerek. Bilemiyorum zamanı geldiğinde bir anda dökülür belki de. Peki ben nereden anlayacağım bana yazdığınızı diye sormuştu o da. Eh, eğer anlamazsan yazamamışız demektir diyerek gülmüştü. Sevgili Küçük Prens , her daim dağınık  ama kızamayacağın kadar tatlı ve  sahneye çıkıp da mikrofonu eline aldığında inanılmaz karizmatik. 

Acaba yazdılar mı o şarkıyı diye geçirdi aklından, anlayacak mıyım bana yazdıklarını yoksa her şarkıyı üzerime mi alınacağım. Gerçi anlamadığıma göre henüz yazmamışlar demek ki ..

.......

İçerideki curcuna gitgide daha hoşuna gider olmuştu. Sürekli birileri bir yerlere koşturuyor, sabahlara kadar dolanıyorlardı. Bu kadar enerjiyi bulabilmelerine şaşırıyordu genç kadın. Bu kadar çok çalışabilmek için yaptığı şeyi çok sevmesi gerekiyor insanın diye düşünmekteydi. Sabahın ilk saatlerinde kendisine bitki çayı hazırlamış, bahçeye çıkmıştı. Curcuna güzeldi ama sabahları bu sessizlikle kendisine gelmesi de başka güzeldi. 

Odasının açık pencerelerine baktı bahçeden, kapısı da her zaman ardına kadar açık duruyordu .Herkesin geldiği ilk gece kapatarak yatmıştı ama kalbi gümbür gümbür çarpıp ağlayarak gözlerini açtığında Sal'ın endişeli bakışlarıyla karşılaşmıştı. 

- Hişşş, sadece rüyaydı.. Geçti.

Nefes nefese bir şekilde dışarı çıkmak istiyorum diyebilmişti sadece. Sal onun elinden tutmuş, kalkmasına yardım etmiş, bahçeye inmişlerdi. Öylesi bir insandı işte Sal, ihtiyacı olana tanısın tanımasın elini uzatırdı. Hiçbir şey sormamış, hiç bir şey konuşmamış, sadece nefesi düzelene kadar oturmuşlardı . 

Bir daha da kapısını kapatmamıştı Elisa.

Ne tuhaftı insanoğlu, kapılar üzerine kilitliyken bunu kabullenip yaşamıştı onca sene de kapılar açıldıktan sonra dayanılmaz olmuştu tekrar kapanmaları. Zaten doktoru sonradan çıkacak etkileri olabileceği konusunda uyarmıştı onu. Yine de inanamıyordu böyle bir tepki verdiğine. 

Ağaçların arasından süzülen güneş yüzüne vurmaya başladığında gözlerini kapatıp başını geriye atarak yüzünde dolanana hafif sıcaklığın tadını çıkartmaya başladı. Tam kalkacaktı ki 

- Kıpırdamadan öyle kal lütfen diyen bir ses duydu .


Diğer bölümler için tıkla.

10

Yemeğini yerken Dal ve Sin yanına gelip çöp torbası sordular .

- Ah, bırakabilirsiniz, ben hallederim siz kalkınca.
- Olur mu canım, biz şimdi hep birlikte yaparız çabucak, herkes kendi çöpünü atar.

İkisi ellerinde torbalarla masaya dönerken sanki bir rüyanın içindeymiş gibi geldi Elisa'ya. Birazdan uyanıp kendisini evde bulacağından korktu. Hâlâ geceleri rüyasında kocası onunla uğraşıyordu.  Bazen kan ter içinde uyanıyor, onun kendisine zarar veremeyeceğini tekrar tekrar söyleyerek uykuya dalmaya çalışıyordu. İşin ilginci birlikte yaşarken o yaptıklarının kendisine eziyet etmek olduğunu anlamamış olmasıydı. Çok doğal geliyordu. Şimdi , topu topu beş altı ay sonra dönüp de baktığında ise  tüylerinin diken diken olmasını engelleyemiyordu .Şu mahkeme bitse belki daha iyi hissedecekti ama bitememişti bir türlü. 

Gerçekten de elden ele geçen çöp torbaları beş dakika içinde toparlandı, gençler odalarını seçmeye gittiler. Ekip de onların peşinden çıkınca tek başına kaldı. Gençler odalarını seçmeye gittiler diye düşünmüş olmasına acı acı güldü o arada. Bunu hep yapıyordu. 

.....

Doktorun gitmesinden sonraki bir ayı hayal meyal hatırlıyordu. İfadeler, avukatlar, bütün özel hayatının ortaya dökülmesi, insanların kendisine bakışları. İna olmasa ne yapardı bilmiyordu. Onun evinde kalıyor, onun dediklerini yapıyor, onun pişirdiklerini yiyor, ona çok yük olduğunu düşünüp üzülüyor ama ne yapacağını bilmiyordu. 

- İna sana her şey için minnettarım ama artık benim kendi ayaklarım üzerinde durmam gerekiyor sanırım. Geçen hafta psikolog da aynı şeyi söyledi. Bunu düşündüğüm anda tüylerim diken diken oluyor gerçi . Yine de bu evin sıcaklığına daha fazla alışmadan yapmam lâzım.

Hiç kitap okumamış, eğitimini tamamlamamış biri olarak onun konuşma şeklinin bu kadar düzgün olmasına hep şaşırmıştı İna. Sabahtan akşama elinde sadece televizyon vardı. Sanırım insanlar birşeyler öğrenmek istedikleri zaman ellerindekinden faydalanmayı biliyorlar diye düşündü. İlk geldiğinde kendi dillerinde konuşabilmesi ilginç gelmişti ama nasıl öğrendiğini söylediğinde ana kız inanamamışlardı. İzlediği dizilerden öğrendiğini söylemişti. Normal şartlarda haydi alt yazılarla falan öğrenebilirdi diyelim ama okuyamıyordu ki ? Eşine aptal olmadığını kanıtlamak için inat edip aynı diziyi hem orjinal sesinde hem kendi dilinde izleyerek öğrendiğini anlatmıştı. Ah bu kız, hastalığı yüzünden herkes kendisini tembel, aptal diye etiketlerken süper hafızaya sahip inanılmaz bir dehaydı da haberi yoktu.

Ona çevrilmiş bakışlarını görünce silkelenip konuşmaya başladı.

- Ah Elisa,  biz seninle çok mutluyuz ama ayaklarının üzerinde durmanın güzelliğini keşfetmeni , kimseye bağlı olmadan yaşamanı çok isterim. Zehir gibi bir zekân var, ne yapmışlarsa örseleyememişler. Mahkeme bitene kadar ne yazık ki ne eve geçebilirsin ne de bir gelirin var. Ama senin durumundaki kadınlar için yerler bulunuyor , birlikte bakalım, sana uygun ve bize uzak olmayan bir tane bulalım. Ondan sonra da yönünü çizersin yavaş yavaş. İş de ayarlamaya çalışacağım.
- Okuyabilseydim çok iyi olacaktı. Ama doktor çok zor olduğunu söyledi.
- Doktorlardan raporlar çıkartıp seni sözlü sınav yapmalarını sağlayıp bütün okulları bitireceğim sana. Sen merak etme. Kaç yabancı dil biliyorsun?
- Sanırım beş. Boş günlerimde en büyük eğlencem olmuştu yabancı filmleri izleyip öğrenmek. 
 Araya Min daldı.
- Anne Elisa harika oyuncu da olur ha, bütün o filmlerin repliklerini ezbere biliyor.

Üçü gülmeye başladılar .


Diğer bölümler için tıkla.

9 Aralık 2023 Cumartesi

Tromsø Ortaya Karışık


İkinci günümüzde kar vardı, gökyüzü bulutlarla kapanmıştı. Bir gün önce gerçekten de çok şanslı olduğumuzu bir kere daha anladık.



Kahvaltıdan sonra Kutup Müzesi'ne gittik. Kutup müzesinin penceresinden dışarı bakmak bile masal gibiydi .


İnsanların buralara ilk ayak bastıkları zamanlar, maceralar, avlanmalar , iskorbüt hastalığından ölenler, inanılmaz plânlarla kutuba gitmeye çalışanlar ( bir yere kadar gemi sonrası kızak sonrası kayak falan gibi ne plânlar ne plânlar) , zamanda yolculuk yapıp o zamanlardaki bu maceracı ruhlara hayret ve hayranlıkla baktık .









Çıktığımızda akşam olmuştu :D Hahaha, pardon öğlen:)







Öğlen yemeği yiyoruz yanlış anlaşılmasın :)


O gün sahilde şu ışıkları yakalamayı başardım. Çıplak gözle böyle görülmüyorlar tabi ama hafif bir yeşillik gibi hissedince telefonumla denedim ve en sevdiğim kuzey ışığı fotoğrafım olmuş olabilir :)






O hevesle hava açılıyor diye tepedeki gölün oraya yürüdük. Ama ne yazık ki bulutlar yeniden doldu . Olsun, şu ağaçların arasındaki yürüyüş de harikaydı. Donmuş gölün üzerinde dans videosu bile çektim.




Son günümüzde bu sefer adanın diğer ucuna yürüdük. Bir seyir yeri vardı önce gün batmadan oraya yetişelim dedik.






Sanırım biraz daha bulutsuz olsaydı bu terasta güneşi azıcık görme şansımız olacaktı :)





Manzara cidden çok güzeldi :)


Di mi ?


Sahilden biraz içeride açık hava müzesi vardı. Yani müzeciği. Normalde açık hava müzelerinde ülkenin her yerinden evler getirilip kurulur, köy geziyor gibi gezersin. Burada dört evcik vardı. Sanırım yazın pazar günleri içleri de geziliyormuş ama biz sadece kendilerini gördük.





Artık müze zamanı gelsin. Tromsø müzesi üniversite içindeydi. Müzenin yanında ingilizce açıklamalar da olan alt katını çok sevdik ama üst katta bırak ingilizceyi Norveççe açıklamalar bile çok eksikti. Özellikle Sami kısmında. Samiler buralara ilk yerleşenlermiş. Bir nevi buranın yerlileri. 



Taşlar, fosiller.



Karaya ilk çıkan hayvan.











Müzeden sonra evimize dönüp marketten alıp yiyemediğimiz bilimum pizza ve nachosla öğle yemeğimizi hazırladık. Bu arada pazar günü bütün marketler kapalıydı, 7/24 yazanlar da :D Sanırım 7/24 farklı algılanıyor orada :D


Akşama yeniden merkeze inip bir tur attıktan sonra evde tembellik yapıp kitap okuyarak son günümüzü bitirdik.


Pazartesi sabah erkenden yollara düşüp gece yarısı eve döneceğimizden iyi oldu bu dinlenme diyeceğim ama hemen her gece öyle yaptık, zaten hava ikide kararınca insan saat beşte gece yarısı moduna giriyor :D




 İşte böyle bir kaçamaktı. Bu arada videoyu da hazırlamayı başardım. Tromsø 'da ne gevezelikler yapmışız bakmak için tıklayınız. Tıklamışken beğenin, ilgilenin falan :D