15 Aralık 2020 Salı

Kitap Salı

Oooo neredeyse iki aydır yazmamışım buraya. Bari instagramda yazdıklarımı ekleyeyim, diğerlerini de haftaya eklerim.



Dan Harris'in kendi hayatı üzerinden budizm ve meditasyonu anlattığı bu kitabı son bölümünde biraz sıkılmamı saymazsak keyifle okudum.

Rekabetçi işi, kaygılı yapısı onu uyuşturucuya sürüklemişken başına gelen panik atak ile hayatını sorgulamaya başlıyor.

İşte bu aşamadan meditasyona olan bol kuşkucu, bol sorulu, gidip gelmeli yolculuğu başlıyor. 

Budizm ve meditasyon konularında bilgili olanları ne derece tatmin eder bilmiyorum ama benim gibi konudan belli bir uzaklıkta olan insan için gerçekten güzel bir kitap. 

Özellikle  farkındalık,  anı yaşamak gibi üzerine çok şey yüklenen ama nasıl yapacağınıza hiç değinilmeyen kitapları eleştirmesini,  düşüncelerini kaçışan hamam böceklerine benzetmesini, adım adım kendisindeki değişiklikleri paylaşmasını sevdim. 

Eğer budizm nasıl bir şey, bunun sadece meditasyon kısmı hayatıma uygulanmaz mı, ne işe yarar gibi sorularınız varsa, bu kitapla başlayabilirsiniz. İçinde konuyla ilgili bir çok isim ve kitap da göreceksiniz.

💯Duygularınızla irtibatınız kesildiğinde genelde kendilerini bedeninizde gösterirler.

💯Bilgeler bilgesi annem bir defasında bana, başkanlık için aday olan bir kimsenin içinde asla doldurulmayacak kadar büyük bir delik olması gerektiğini söylemişti.

💯Ego asla tatmin olmuyordu. Ne kadar şey alırsak alalım, ne kadar tartışmayı kazanırsak kazanalım veya ne kadar lezzetli yemekler tüketirsek tüketelim ego asla tatmin olmuş hissetmiyordu. 

💯Neredeyse yalnızca anılar ve beklentiler içerisinde yaşıyoruz.

💯Eskiden yarama basmanın beni ayaklarımın üzerinde tuttuğunu düşünürdüm. Artık o anların beni sadece mutsuz ettiğinin farkına vardım.

💯Budizmle alâkalı bildiklerim şunlarla sınırlıydı : Buda kilolu ve takipçileri karma, yeniden doğma ve aydınlanma gibi şeylere inanıyor. 

💯Anladığım kadarıyla Buda'nın temel savı, her şeyin sürekli olarak değiştiği bu dünyada, sürmeyecek şeylere bağlandığımız için acı çekiyor olduğumuzdu. 

💯Doktorun teorisi, modern hayatta ilkel olan savaş ya da kaç mekanizmamızın (trafik sıkışıklıklarında, patronlarımızla görüşmelerde vs) sürekli tetiklendiği yönündeydi ve bu da yaygın kalp rahatsızlıklarına katkı sağlıyordu. Çatışmalar başlı başına ele alındıklarında küçük olsalar da vücutlarımız bunu bilmiyordu ; öl ya da öldür senaryolarındaki gibi tepki veriyor,  kan dolaşımına toksik kimyasallar salgılıyordu. 

💯Düşünmeyi geçici olarak durdurmak için nefese odaklanmak, hamam böcekleriyle dolu bir yeri el süpürgesi ile temizlemeye çalışmaya benziyordu . Alanı biraz temizleyebilirsiniz ancak sonra böcekler akın akın geri gelir. 

💯Deneyimleyeceğimiz bir sonraki keyifli şeyin öngörüsünde yaşıyoruz. 

💯Tüm hayatımız kafamızdaki bir ses tarafından yönetiliyordu. Bu ses, sonu gelmez bir düşünce dalgası içindeydi ve bunların çoğu olumsuz, tekrarlı ve kişinin kendisine hitap eden düşüncelerdi. Sabahları gözümüzü açtığımız andan başlayarak gece uyuduğumuz ana kadar,  tabi uyumamıza izin verirse bize lâf yetiştiriyordu." ( Yeni Bir Dünya Hayatın Amacına Uyanacaksınız, Eckhart Tolle)


Yazarını da konusunu da bilmeden deneme amaçlı aldığım üç kitaptan üçüncüsünü de okudum sonunda. 

2000 yılı ekim ayında F Tipi cezaevlerini protesto için başlatılan ölüm orucu eylemini bitirmek için aralık ayında düzenlenen Hayata Dönüş Operasyonu'nun başladığı gece geçiyor kitap.

Celal, televizyonda bir zamanlar kendisinin de kaldığı hücrelere yapılan operasyonu gördüğünde düşüncelere gömülüyor. Yetmişlerin sonunda Ankara Siyasal kazanmış bir üniversite öğrencisi olarak devrimcilik yıllarını, yakalanıp hapse düşmesini, o sırada yapılan 80 darbesi ile yaşananları hatırlarken bizim de hafızalarımızı tazeliyor.

Daha doğrusu benim gibi o yıllarda ilkokulda olup, akşam haberlerinden korkan,  dolayısıyla darbe yapıldığında huzur bulduğuna inanan çocuğun hiç bilmediği şeyleri göz önüne seriyor da denilebilir. 

Bir çok kitabı Türkçe'ye kazandıran yazarın kendisi de Siyasal 'da okurken tutuklanıp 11 yıl hapis yattığından kitabı gerçek yaşam öyküsü hissiyatı uyandırıyor insanda. 

İyi ki almışım dediğim kitaplardan biri oldu bu da. 

🌗Her an her şeyini kaybedebileceğini düşünmen,  bir yandan hayata karşı iştahını kabartırken diğer yandan bir çok şeye boş vermene ve fazla geniş davranmana neden oluyor.

🌗Hem insan,  hayatta kendisine açık bir rol biçmeyi kırk yaşına kadar halledemezse geriye ne kadar vakti kalırdı? 

🌗Nasıl da geçiyordu yıllar hem bir kağnı gibi tangır tungur ilerleyip üzerinden geçtiği bütün toprağı ezip çökerterek, hem de aniden ürküp havalanan bir kuş gibi her şeyi bir çırpıda geride bırakarak.

🌗 Çünkü insan açlığa, zulme ve ölüme ancak gülerek direnebilirdi.

🌗Siyaset sahnesine şuradan buradan başını uzatmış istisnasız bütün aktörlerin ölümü kutsallaştırmasıyla boğuluyor ve örtülüyordu iyi, güzel, umutlu olan her şey.

🌓Her şey geçerdi; geçiyor ve bitiyordu. Hiçbir şey geçmese ve bitmese de. 

🌓Öleceğin hayat, yaşadığın hayattı. İnsan, yaşadığı hayata ölürdü.

İsmini bu kadar bilip de cismini bu kadar bilmediğim kitap diye buna derim ben :)

Bilgehan'ın okul kitaplarının arasından çıkmıştı. O tabii ki elini sürmemiş. (Küçükken elinden kitap düşürmeyen çocuklar ergenken nasıl bir metamorfozdan geçiyor acaba?) Ben okuyayım bu kadar önüme gelmişken dedim. 

Zekiye ve İslâm 'ın aşkı üzerinden sıkı bir vatan sevgisi aşılamak üzerine yazılmış bu tiyatro eseri gerçekten de çok başarılı. 

Bir aşk hikâyesi ile birleştirilmiş yüce bir vatan sevgisi seyredenleri kolayca etkileyip yürekten vuracak türden.

Tabi sadece aşkının peşinden koşturan kadın kahraman erkek kahramanlıkları yanında biraz içimi burksa da güzel bir kitaptı.

Refik Durbaş tarafından günümüz Türkçesine  uyarlanmış,  orjinal dilini bilemiyorum ama okuduğum çok güzeldi. Başarılı bir uyarlama olmuş.

Bir saat içinde okunabilecek bir kitap,  Bence okunup bilinmeli. 

🥀Sen muhabbet, ben gönül! Sen güzellik, ben aşk! Sen güneş gibi gözlerimi yaş içinde bırakıyorsun, ben gölge gibi senin, yalnız senin ayağının altında sürünüyorum! 

🥀Vatan uğruna herşeyi feda etmeye kendimi herkesten fazla hazır hissederken,  on yedi yaşındaki bir kız kadar olamadım. Ben kederimden ağlamamaya çalışıyorum. O merhametinden gülmeye uğraşıyor.

🥀 Vatan, benim gibi asker ister. Fikrinde ne kadar umudu, gönlünde ne kadar arzusu olursa olsun, vatan adını duyar duymaz hepsi birden sabaha rast gelmiş yıldız gibi sönmüyorsa vay haline. 

🥀Kalbiniz rahat olsun, ölümden korkmayın. Korksanız da korkmasanız da elbette bir gün gelir, o sizi bulur. Kurtulamayacağı şeylerden kaçmak insana yakışmaz.

🥀Sanki aldığınız canlar vücudunuza girecek. Sanki öldürdüğünüz adamların ömrü sizin olacak.

🥀Hele vatanın kutsal topraklarının bir yabancının pis ayaklarıyla çiğnenecek olduğunu anlasınlar!  İşte o zaman halka başka bir güç geliyor. (..) En acizi dişiyle kılıca, eliyle kurşuna saldırıyor.

🥀 Önceden yaşamak nedir bilmezdim. Yine de yaşamayı herkesten çok severdim. Şimdi hayatımın kıymetini iyice biliyorum.  Yine de senin için ölmeyi yaşamaya tercih ediyorum . 


Bu kitabı bir yandan çok merak ediyor bir yandan da şu dönemde beni iyice gerer mi acaba diyerek elime almak istemiyordum. 

Korktuğum gibi çıkmadı. Anlatımı oldukça akıcıydı ve başlarına gelenler macera havasında geçti. Meselâ bir 1984 teki iç sıkıntısını yaşamadım okurken. 

Arabada giderken bir anda kör olan adam,  ve herkese yayılan körlük. Bunun sonucunda yaşananlar. Aslında daha çok ilk aşamada kör olanların yaşadıklarına tanık oluyoruz. Dünyanın kalanının öyküsü belki Görmek kitabındadır. 

Güzel cümleleri, düşündürücü ve ilginç konusuyla sevdim bu kitabı.

☁️İnsanların içinde doğal olarak bulunan insan sevmezlik yüzünden ya da hayatta fazlasıyla düş kırıklığına uğramaktan dolayı kuşkucu olan biri,  bu kadının yaşamının ayrıntılarını da biliyorsa eğer,  onun gülüşündeki güzelliğin mesleki bir hile olduğunu ileri sürebilirdi, ama bu, kötü niyetli ve temelsiz bir iddia olurdu, çünkü bu gülümseme, çok uzak ssyılmayacak bir süre önce,  kadın henüz - artık kullanılmayan bir sözcükle - kızken, gelecek onun için henüz kapalı bir mektupken ve onun zarfı açma merakı ruhunda henüz uyanmamışken de aynıydı.

☁️Her hareketimizden önce bütün sonuçlarını tahmin etmeye çalışsak, bunları ciddi olarak düşünsek, önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra rastlantısal sonuçları, daha sonra da hayali sonuçları düşünmeye kalksak, kımıldayamayız bile, tek bir adım atamayız.

☁️Olaylar böyle devam ederse, sonunda, en büyük kötülüklerin bile, içinde o kötülüklere sabırla katlanmamıza yetecek kadar iyilik barındırdığı sonucuna kaçınılmaz olarak bir kez daha varacağız.

☁️Sorun  bu değil, diye cevap vermeye çalıştı ilk kör, sorun şu ki, ama cümlesi havada asılı kaldı, daha önce tüm söyledikleri sahicilikten yoksun düşünceler olarak kalmıştı, sadece birer düşünceydi, bir başka dünyaya aittiler, şu anda içinde bulunduklarına değil...

☁️Yapamadık, korktuk, korku her zaman iyi bir akıl hocası değildir.

☁️Aslında körlük, umudun tükendiği bir dünyada yaşamaktı.

☁️Gelecek yoksa şimdiki zaman hiçbir işe yaramaz, sanki hiç yokmuş gibi olur.
Bütün hikâyeler evrenin yaratılış hikâyesine benzer, o anda orada kimse yoktur, kimse tanık olmamıştır ama yine de olanları herkes bilir. 


Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın eserlerini seviyorum. Eski Türk filmi izliyormuş gibi hissediyorum okurken.  Kendimi o yıllara yolculuk yapmış gibi buluyorum.  İnsanlar, köşkler, yalılar, rengârenk kişilikler, dünya halleri. 

Bu kitap da öyleydi. Bir elime alışta bitti.  Yazar, tek başına yaşayan bir kadının başına gelen doğa üstü (!) olayı anlatırken habercilikten insanlığa bir çok şeye dokundurmuş. O dönemi gözümüzün önüne sermiş. 

👺 Yaşamanın paradan gelecek lezzetlerinden kendini mahrum bırakarak türlü yoksunluk ve mihnet içinde başkaları için dünyalık biriktirmekte ne zevk vardır? 
👺Hayır denen şeyi kendi hesaplarına olursa severler, şerri ise başkaları için. Durmadan başkalarına fenalık ederek kendileri için iyilik isteyip dururlar.

Evet bu haftalık bu kadar. Sanırım okuyup buraya yazmadığım üç dört kitap daha var. Onları da haftaya tamamlayayım.


14 Aralık 2020 Pazartesi

Kış Okuma Şenliği 2021


Yeni şenlik başlasınnnn :) Okumak en çok kış mevsimine yakışmıyor mu sizce de. Uzun geceler,  koltuğa kıvrılıp battaniye altında bambaşka dünyalara uzanmak.  Şimdi gidip raflarıma bakayım,  kitaplarımı seçeyim :)

Demişim, kitapları seçtim ama yazamadım kaç gündür. Okudum ama :D



1.Kategori (10 puan): İsminde “KIŞ” mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların “KIŞ” mevsiminde geçtiği bir kitap.

Puslu Kıtalar Atlası / İhsan Oktay Anar / İletişim Yayınları /238 sf

2.Kategori (10 puan): Anton Pavloviç Çehov veya Virginia Woolf veya Jack London'dan bir kitap.

İntihar / Jack London / Milliyet Romanları / 262 sf

3.Kategori (10 puan): Mehmet Akif Ersoy veya Necip Mahfuz veya Ahmet Mithat Efendi'den bir kitap.


4.Kategori (10 puan): Hasan Ali Yücel Klasiklerinden bir kitap.

İvan İlyiç'in Ölümü / Lev N. Tolstoy/ İş Bankası Yayınları / 83 sf

5.Kategori (10 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK ile ilgili bir kitap.

6.Kategori (20 puan): Şiir ve tiyatro türünde iki kitap. 

                                      (bir şiir bir tiyatro yada iki şiir yada iki tiyatro türünde kitap olabilir)

Orhan Veli Kanık / Muzaffer Uyguner /Varlık Yayınları / 86 sf

Satırbaşı / Şemsi Belli / Ak Kitabevi / 153 sf

7.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 20 puan): Kapağındaki baskın rengin Mavi olan iki kitap.

Profesör ve Hizmetçi / Yoko Ogowa / Pegasus Yayınları / 198 sf

Bana İkimizi Anlat / Ahmet Batman / Destek Yayınları / 183 sf

8.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 20 puan): Kendi adınız ve soyadınızın başharfleri ile başlayan iki kitap.

Hipnozcu / Richard Bach / Aprıl Yayıncılık /160 sf

Kimse Sana Karşı Değil /Kadriye Koba / Sapiens Yayınları / 120 sf

9.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 30 puan): Adında aynı kelimeler geçen üç kitap.

                                    (*kitapçı dükkanı, kitap hırsızı, kalp hırsızı gibi üçünün ortak kelimeleri olmalı

                                    *pencere, pencereden, pencereler gibi aynı kelime üç kitapta da olabilir.. 

                                    *Eski Kahramanlar, Eski Fotoğraf, O Eski Mahalle, gibi.. )

Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp Götürmeyecek / Richard Brautigan / Altıkırkbeş Yayınları / 71 sf

Eğer Biz Biz Olmasaydık Olabileceğimiz Diğer Her Şey / Albert Espinosa / Pegasus Yayınları / 210 sf

Her  Şey Aydınlandı / Jonathan Safran Foer / Siren Yayınları / 310 sf

10.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 30 puan): Adının baş harfleri K, I, Ş ile başlayan 3 kitap.

Kan Bağı / Paul,Joseph Fronczak / Hep Kitap/  347 sf

Işıklar Sönünce / Agatha Christie / Altın Kitaplar /101 sf

Şeytan İşi / Hüseyin Rahmi Gürpınar / Atlas Kitabevi / 80sf 

11.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 30 puan): Bir üçleme yada bir serinin üç kitabı.

Kara Büyücü Üçlemesi

Büyücü Loncası (439sf) /Çırak (527sf) / Yüksek Büyücü (549sf)

Trudi Canavan / Pegasus Yayınları 


Okuma şenliğine katılmak isteyenler Nilgün'ün bloğuna yorum bırakabilirler. İşte tam şurada

12 Aralık 2020 Cumartesi

Heyyy Ayın On Beşi Yaklaşıyor

Ben sevgili Tülin'e yollayacağım minik paketimi hazırladım. Pek alışverişe çıkmadığım için evdeki defterlerimi ayırdım. Yelkovan Atölye'de kullanırım belki diye almışım. Yine dayanamayıp,  aylar sonra Kadıköy'e indim, minik arabalardan aldım bir iki tane. Kart yazdım çocuklara. Bir minik kart kitapcığım varmış, hem de tam çocuklara göre,  boyamalık. (Kirli çıkı,  her yerimden kırtasiye malzemesi pırtlıyor) İşte minik bir paket oldu.  Hepimizden minik paketlerle bir sürü çocuğun yüzü gülümser. Haydi katılmak isteyenleri Bulut Gölgesi'ne alalım. (Tıkla)  Ördüklerinizden, yaptıklarınızdan, benim gibi yeteneksizseniz aldıklarınızdan gönderverin üç beş,  bir çocuk gülümsesin. Tülin bunu her sene yapıyor. Sayesinde bizim de çorbada tuzumuz oluyor.

8 Aralık 2020 Salı

İlk Kaçamak . Fotoğraflar Pek Bir Pembe Dizi Gibi Ama İçerik Surviver Parkuru

Benden yutubır falan olmaz. Olsaydı dün yollarda başımızdan geçenleri kameraya çekmiş olurdum. Ama o sırada ya halata asılmış karavan devrilmesin diye uğraşıyor ya da bileğime kadar çamura batmış düşmeden araba itmeye çalışıyor olduğumdan anlatacaklarımın videosu, filmi yok. 

Neyse,  ben en baştan anlatmaya başlayayım. Çok uzayabilir, sıkılanlar fotoğraflara bakıp geçebilir  :)

Bütün isteğim, sakin, huzurlu bir göl veya deniz veya dere kenarı bulup orada geceyi geçirmek,  ertesi gün dönmekti.

Hafta sonları sokağa çıkma yasağı olup, Can'ın da bu ay cumartesi pazar boş günü yazılmadığından (boş olsa cumadan gidip pazartesi sabahı döneceğiz)  ve Metos'un vizeleri başlamak üzereyken,  mini İstanbul içi bir kaçamak yapalım dedik. Dikkat ederseniz hesaplamalarda Bilgiç hiç yok, zira oğlanın okuluyla alâkası bulunmuyor.

Bir tek pazartesi Metos'un dersinden sonra saat 13.00  te yola çıkarsak - pardon Bilgiç de hesaplamalarda var, zira kendisi 20 yaş altı - salı da aynı saatlerde geri dönersek herkese uyabiliyordu.

Ne zaman gitsek sorusunun cevabını verdikten sonra nereye gitsek sorusu çıktı ortaya. Fazla vaktimiz yokken uzun yollara gitmeyelim dedik, Ömerli Barajı'nın kenarında Esenceli Köyü'nde herkesin kamp kurduğu yeri gözümüze kestirdik. Hem eve bir saat mesafede, hem göl hem ağaç, en geç üç gibi karavanı yerleştiriz,Metos çadırını kurar, mangal yapacağız, drone süreceğiz, caz cız falan filan.

Yola çıktığımızda Bilgiç "Karavanımız olduğuna inanamıyorum.  Herkesin karavan hayali vardır ve hayal olarak kalır. Bizimkisini gerçekten aldık, inanılmaz." derken şu abuk pandemi döneminin bir işe yaradığını hissettim.


(Biz yola çıkarken, karavanı görünce meraklanıp baktığı için tanıştığımız, kendisi de karavan siparişi verecek olan komşu bizi giderken görünce, durun bir fotoğrafınızı çekeyim dedi :)  Şunu da şuraya sonradan ekleyeyim, yola çıkan masum canlar olarak :D) 

Heehe, yaramasa daha mı iyiydi acep :D

Köye saat ikide vardık. İlk olarak gitmeyi plânladığımız sapak tümsekliydi, geçemeyiz oradan diyerek, köy içindeki sahile gidelim dedik. İlerledik,ilerledik,  mezarlıkta kaldık. Varan bir. 


Eeee, pekiii.

Orada karavanla geri dönemediğimizden ( geri manevrada araba ile karavan zigzag yaptığından ikisini birden sığıştıramayabiliyorsunuz)  karavanı arabadan ayırdık. Tabi bunu yaparken günün kalanında daha çoook yapacağımızı bilmiyorduk. Metos da Can da artık gözü kapalı bağlayıp açabilirler sanırım :D

Mezarlığın hemen yanında gitmesi gereken yola bir şeyler dökülerek kapatılmıştı, böylece o yola da giremedik.

Az ötede başka bir yok bulduk. Burada çadır kampı için güzel yerler var ama karavan giremez. Ve nasıl çöp nasıl çöp, hani toplayalım desek torba yetiştiremeyiz.

Arabadan inip sağ yap, dur, gel, diyerek iki posta geri dönüşü karavanla başardık. Bu arada en sevmediğim iş inip böyle bağrınmaktır. 

Başladığımız noktaya döndük mü,  döndük. Bu arada bir saat geçti sanırım. Çıkış yoluna saptık, bari başka bir yerlere bakalım diye. İlk girmediğimiz tümsekli sapağa gelince acaba bu tümseği geçer miyiz diye düşündük. Can'a karavanı çıkartalım, sen arabayla git bak dedim. Üşendi. Deneyelim diye daldı yola. O tümseği çok rahat geçtik. Sağdaki çamur deryasına girmeden ilerledik. Önümüze su dolu çukur çıktı. Bir dalla ölçüp onu da geçtik. Viraj aldık. Yukarı çıkmaya başladık. Yol dikleşip, çamurlaşıp, engebelenip abuk bir hale büründü ve biz o daracık yokuşta kaldık. Arabanın karavanı oraya çekmesi mümkün değil.

Hımmmmm.

Neyse ki Can araba kullanmakta yetenekli, neyse ki oğluşlar güçlü kuvvetli, neyse ki bu hallere rastlayınca çabalamaktan vazgeçmiyor kimse. Ama orada yaptığımızı nasıl yaptık bilmem. 

Önce arabayı ayırdık. Yokuş aşağı karavan geriye takla atma isteği içinde Can ile Metos yukarıdan bastırıyorlar. İki santim kalınlığında halat çıkardık. Bilgiç ile ben halatı tutuyoruz. Can freni kaldırıyor, karvanı 20 30 metre ötedeki az biraz genişleyen yola götürmeye çalışıyoruz. Tabi yolun da en kıyısına koymalıyız. Karavan hızlanınca freni çekiyor,  bu sefer takla atmasın diye abanıyorlar. Santim santim o yolu indik. Karavanı sabitledik. Arabayı geri geri yanında geçirip az ileride döndürmeyi başardık. Geri geri gelip karavanı taktık. İnanılmazdı ama başardık.

Bu arada ağaçlar, güneş (neyse ki,  çok şükür ki güneş) ,  yapraklar, kuşlar. Anın tadını çıkartıyorum . Nasılsa kimse sinirlenip birbirine girmiyor. Oğlanlar zaten macera modunda . 

Geldiğimiz yolu, virajı, su birikintisini aşıp tepeciği atlayıp anayola çıktık. Ohhh.

Eee, nereye gideceğiz? 

Biraz ileride Bıçkıdere köyü var, orada kamp yapanlar da çoktu. Hadi oraya bakalım madem.

Yine ana yoldan çıkıp dere tarafına geçtik. Ne dere var görünürde ne duracak bir yer. Düzlük geniş bir sapakta sola yukarı çıkan yola baktık. Yine dedim ki burası çok rahat, oğlanlar karavanda dursun, biz bakalım. Yukarı çıkan yolda su birikintisi olmaz gibi bir mantıkla geri püskürttü can beni. Çıktık çıktık. Yol düzleşti, derken çamur deryası halini aldı, derken arabamız çamura saplandı.

Öyle kalakaldık.

Hahahah.

Saat dördü geçti beşe geliyor bu arada.

Bizim şimdi kampı kurmuş, ateşi yakmış, başında oturuyor olmamız lâzımdı.

Arabadan çamurların içine çıktık. Düşmemek için uğraşarak karavanı ayırdık. Üçümüz arabayı itip (şu arabayı biraz kullanıyor olaydım iyiydi aslında) can hıraş onu çamurdan çıkarttık.

Ama tabi bitmedi.

Karavan çamurun içinde. Yokuş değil ama itip çekmemize de imkân yok. Yeniden halatın bir ucunu arabaya bir ucunu karvana bağladık. Aralarında on metre var. Biz de arabaya abandık. Tam hareket edecek gibi oluyorken ip koptu.  Neyse ki ucundan.

Bir daha bağladık.. Bu sefer çare yok,  o çamura girip karavan arkadan itilecek. Oğlanlar ayaklarını sağlam basacak yer arayıp karvanın arkasına geçtiler, bendim komutumla araba çalışırken,  arkadakiler itti. Bu sefer ilerledik biraz ama bir yerde karavan devrilecek kesin dedim. İp bir daha koptu.  

Al baştan bir daha. Kalan ip düğümlendi, bizimkiler yanlardan itiyor, araba çekiyor,  devrilecek gibi olan yerden Metos düzeltiyor falan derken orayı da geçtik.. Herkes çamur içinde.

Akşam ezanı okunmak üzere. Artık bir yer aramak yok, yolun kenarına park et dedim Can'a. Hava kararmak,üzere, bu halde gidemeyiz. Geri dönemeyiz, ilerisini bilmiyoruz. 

Ama acayip deneyimliyiz, hemen karvanı söküp sabitleyebildik. Bir sürü patlıcan biber falan götürmüştüm közleriz diye, tavuk kanat almıştım. Hepsi iptal, bir kangal sucuğu hemen ateşte pişirip ekmek arası yaptık. 

Neyse ki yer soğuk olur diye herkese ilave kalın çorap almıştım,  çamurlu ayakkabılar ve çoraplar çıkarıp onları giydik içeride. 

Bu arada gri su tankı tahliye borumuzun koptuğunu ark ettik, neyse oğluşlar çamur deryasında bulmuşlar. Sıcak suyumuz çalışmadı, dış duş çalışmadı. 

Olsun. Ocak, soba,  su, elektrik vardı.  İçerisi hemen ısındı. Çayımızı içtik,  yaşananlara güldük, ne maceraydı bee dedik :D 

Bu arada Metos'a çadırını kurdurmadık, hem karanlıktı, hem yağmur başlamıştı. Hep beraber yatmaya karar verdik. Doğrusu bu ilk gece hep birlikte içeride olmamız beni mutlu etti :) Bizimkinin aklı çadırında kaldı gerçi, bir dahakine kurabiliriz umarım.

Günün bol kahkahalarından biri de dışarıda ateş yakılırken sucuğu soyup doğramaya çalışan Bilgiç'ten geldi. Ne zorlu bir gündü ama derken bir türlü soyulmayan sucuğu gösterip, hâlâ da zor, sucuk kuvvetli bir son Boss çıktı demesiyle yerlere yattım. (Boss, bilgisayar oyunlarınde genelde bölüm sonlarında yenmemiz gerek zorlu düşman)





Yatakları hazırladık. Pardon önce tuvaleti kurduk. Çünkü hâlâ kurmamıştık. Çünkü yanlışını verdikleri için yenisini beklemiştik. Valla nasıl dökülecek o, kullanmayalım felan derken gayet de güzel kullandık. Normal tuvaletten bir farkı yokmuş (dökme kısmı hariç :D)  

Geçelim bu moktan meseleleri :)

Bilgiç gece sabahlamıştı, 36 saattir ayaktaydı. Hemen tuş oldu. 

İşin vahim tarafı bir gün önceden Can'ın beli ağrıyordu. Karavanla uğraşıp dururken zorlamıştı ihtimal. Hatta pazar günü gidebilecek halde değildi. İlaçlarla doğrulup,  çok heveslendik diye yola çıkmıştı. 

Benim zaten dirseğim hâlâ sakattı, bir de araba çektim onunla. 

Metos, hastalıktan yeni iyileşmişti.

Akşam hepimiz erkenden yattık. Hem hava çarptı hem çamur :D Ama tabi sevgili kocam öyle pıt diye yatamaz. Önce hava gelsin diye camları açtı. Sonra soğuk diye kapadı. Kalktı yattı kalktı yattı, en sonunda kaçtı mı benim de uykum. 

Gece yarısına yaklaşırken artık biz fısır fısır birbirimize takılmaya başladık.

Metos da bize katıldı. Uyumuyoruz bari çay mı içelim dedik. İyice uykumuz açılmasa bari diye ıhlamur demlemeye karar verdik. Ihlamuru duyan Bilgiç de zınk diye kalktı. 

İlginçtir o küçücük karavanda dört kocaman adamla hiç klostrofobik bir ortam yaşanmadı. Gayet yeterliydi yerler. Gece yatarken Metos'la Bilgiç itişmişlerdir ama onlar hep öyleler :D 

Herkes uyuklamaya başlarken ben biraz daha kitabımı okudum. Derken nihayet uykum geldi.

Tek sorun yatağın sert olmasıydı. Bir tarafta çok yatınca kalça kemiğim ağrıdığı için dönüp durdum.

Kocaman uyku tulumu hiç fazla gelmedi ama çok hışırdatmış olabiliriz.

Gece bir ara pencereden aydede ile göz göze geldim. Bulutların arasından nasılsa çıkmıştı. Ara ara yağmur yağdı. Damlacıkların sesi geldi. Bir ara da daldım sanırım :D

Sabah pencereden manzaram böyleydi.




Kapıyı açıp baktım hemen. 

Çamur deryasının ortasında bir karavan :D


Çay demleyip börek ısıttım. Bilgiç'le yedik. O uykuya geri döndü.Kitabımı bitirdim. Can uyandı. Biraz dışarı çıktık.

Hava harikaydı.


 Fotoğraf çektim, bir iki yaprak topladım defter arasına koymak için, sürekli divildeyen Can'ın bir dakika sakince ağaç izlemesini sağladım. Çok çamur olmasa sandalyeleri açıp oturabilirdik orada.


Dönüş yolunun  gerilimi adamımın içindeyken öğlene kadar zor tuttum orada :D
Neyse dönüşte bir yanlış yoldan geri dönüş, navigasyonda görülmeyen yollardan doğry yönü buluş gibi ufak tefek şeylerin ardından asfalta çıktık. Durup öpecektik neredeyse :D

Şimdi ultra geniş büyük evimizde oturuyoruz. Bir sonraki macerada napsak acaba :D

Konuyla Alâkasız Not : Yazıyı yazalı bir buçuk saat oldu, hâlâ okuma listesine düşmedi :/

Konuyla Alâkalı Sonradan Eklenen Not :

Divildemek,  kımıldanıp durmak demek :) 

6 Aralık 2020 Pazar

Yeni Blogger Arayüzü

Öncelikle, hemen hep android telefonumdan blog yazdığımı söylemeliyim. Bu gördüğüm eksiklikler belki diğer telefonlarda ya da bilgisayarda yoktur. Bir de şunu eklemeliyim daha rahat kullanıldığı için masaüstü görünümünü seçiyorum. 

  1. Bütün menülerin iç içe geçmiş olması dolayısıyla  her şeye ulaşmak için bir sürü yeri tıklamak hiç hoş değil. Eskiden sayfaya girince görürdük her komutu.
  2. Aynı şey yayın yaparken de geçerli. Fotoğraf eklemek için bir yere tıkla aç ,  link vermek için keza.
  3.  Yayında html kod yazılan yere komut girmek bir ölüm. Tıklayıp tıklayıp bir türlü seçememek, bir videonun boyutlarını büyütmek için on dakika uğraşmak. (Html kod kısmına geçtiğimde masaüstü görünümünü iptal ettiğimde buraya ek yapabilmeye başladım. Ama masaüstü görünümü olmayınca sayfayı doğrudüzgün görememekle boğuşuyorum bu sefer de) 
  4. Eskiden normal görünüme html kodu eklesek de o kod kabul edilirdi, şimdi yazı olarak kaldığından yine bir açılır kapanır yerden <>html görünümü seçip oraya yazmak gerekiyor.
  5. Yayınlanan yazıya güncelleme yapınca sayfa otomatikman kapanmayıp illaki ana sayfa tuşuna basıp çıkmak gerekiyor. 
  6. Yazıyı yayınlamadan kaydetmek için yine bir açılır kapanır menüden kaydet seçeneğini bulmak gerekiyor. Zira o önizleme tuşunun arkasında gizli. 
  7. Başlıklar otomatik yazılmıyor. Meselâ eskiden N yazınca Nostaljik kendiliğinden gelirdi şimdi her defasında yazmam gerekiyor. 
  8. Yayınların dökümü olan sayfa eskisi gibi sayfa numaralı değil, aşağıya doğru uzayıp gidiyor. Geçmişte bir şey aramak iyice zorlaştı.
  9. Yayınlar seçilip topluca etiketlenemiyor, silinemiyor.
  10. Aynı şey yorumlar için de geçerli. Spam yorum geldiyse tek tek spama atmak gerekiyor,  seçip hepsi bir defada yapılamıyor.
  11. Yayınları görüntülemek, etiketlemek, taslağa çevirmek için yayının üzerine tıklamaya çalışırken %90 yazma sayfası açılıyor. Sinir harbi o satıra uygun uzunlukta yayına dönmemeyi başararak basıp da o komut tuşlarını ortaya çıkartmak. 
  12. Yayınlar hemen okuma listesine düşmüyor.
  13. Okuma listesideki bloglara basınca direk bloglarına ulaşılamayıp bir link sayfasına çıkılıyor.
  14. Hâlâ izleyici listesinden izleyenin bloğuna ulaşamıyoruz.
  15. Eskiden yazı yazarken eklediğimiz fotoğraflar fotoğraf ekleme sayfasında dururdu, yazı sırasında yanlışlıkla silersek ne bileyim yer değiştirelim dersek hemen oradan ulaşırdık. Şimdi iki saniye önce eklediğim fotoğrafa ulaşmak için bile bütün fotoğrafların yüklenmesini beklemem gerekiyor.
  16. Mail ile yorum bildirimlerim açık güya ama bir tanesi gelse üçü gelmiyor.
  17. Yorumların yanında cevap sayısı yazıyordu eskiden, cevaplamış mıyım anlıyordum böylece şimdi hiçbir şey yazmıyor.
  18. Etiketleri görüp seçemiyoruz, illâki aramak için yazmak gerekiyor.
Benim aklıma gelenler bunlar. 

Neden her yenilik geldiğinde daha beter bir hal alıyor anlayamıyorum. Hiçbir şey de düzelmiyor. Hep daha uğraştırıcı bir hal oluyor. Şu da daha iyi olmuş dediğim tek bir şey bile yok. 

4 Aralık 2020 Cuma

Çenem Düşmüş Uzun Uzun Anlatmışım

Karavan azıcık hale yola geldi.

Dolap içleri mümkün olduğunca toparladık. Her yer mutfak eşyası doldu. Ki bence bir iki yolculuktan sonra belli olacak ne gerekiyor ne gerekmiyor. Doğrusu bir sütlük ve bir sahandan hallice teflon mini tencere dışında yemek yapmak için bir şey yok içinde. Ama tost zamazingomuz var bak :D Tava götüreyim,  patates kızartırım dedim, tavayı koyacak yer bulamadım,  eve geri getirdim. İlâhi güçler yemek yapma Handan diyorrr :D

Ayakkabıları girişte oturma grubunun altına açılan kapı sayesinde oraya koyarız diye düşünmüştük ve fakat o minicik yere ayakkabı koyup almak tam bir azap olacak. Bir plastik kutu alıp onun içine ayakkabıları koyalım, akşam yatarken kapının önüne çekeriz dedik. Bakalım işe yarayacak mı?

Ultra süper ekâbir yapımın getirmiş olduğu her şeye en optimal, ergonomik çözüm arayışlarımla yorulmuş durumdayım.

Hâlâ devasa uyku tulumunu götürmedik,  götürdüğümüzde başka bir yer kalmayacağı gerçeği ile yüzleşmeye korkuyoruz :D

İsim arayışımız sürüyor. Ben Sürtük demiştim ama (Sürmekten sürtük işte)  niyeyse (?!?) biraz çekimser kaldık :D İnstagramda güzel fikirler geldi. Blog aleminden de bekliyorum isim önerileri. Hehehe, iki alem birbirinden ne kadar farklı bilmiyorum ama :)

Şimdi gidip şu videoyu telefonumdan sileyim, 4K çekmişim, bütün hafızayı doldurdu. Zaten sabah telefonla çekmeye çalışıp,  atlamalı, senkron kaymalı bir sonuç elde ettiğimi görünce akşam ikinci posta çektiğimden sıkılıp bazı yerleri anlatmayı unutmuşum. Yine de iyi gevezelik yapmışım,  hahaha. Hatta hâlâ da yapıyorum sanki. Hadi sustum ben. Görüşürüz,  çüüüz :)

Not: Videoyu niyeyse burada yayımlayınca göremedim. https://youtu.be/EghnNEjn3IE dan bakabilirsiniz.

Not2 : Geniş açılı kamera ile çektiğimden genişmiş gibi gözüküyor, aslen bit kadar bişey :D

3 Aralık 2020 Perşembe

Silmeden Mimi

Sevgili Kahve Zamanı  keyifli bir mim başlatmış, kelime hatalarını düzeltmek dışıda hiç silmeden bir yazıya başlayıp bitiriyoruz. 

Dedim ki benim oradan buradan yazılarım hep böyle oluyor zaten, dönüp bi daha bakmıyorum,  yazarım hemencecik.

Daldan dala konacak olabilirim, zira bir sürü şey vardı aklımda.

İlk olarak aralara karışmadan hemen haber vereyim Tülin yeni yıl hazırlıklarına başlamış. 15 Aralık'a kadar ona gönlünüzden kopan güzel hediyelerinizi gönderebilirsiniz. Yine yürekleri ısıtacak etkinlikler peşinde. Şuraya tıklayıp bloğuna bakın bence.

Evet bu önemli haberimi verdikten sonra gevezeliğime devam edeyim.

Aralık ayını çok seviyorum. Havalar soğuduğunda ruhum dinçleşiyor sanki. Hem balkon masasının üzerinde meyvelerim durmaya başlıyor. Şu pandemik hallerde hemen yıkayıp kaldırayım diye uğraşmadan market çantalarını atıyorum balkona.

Pandemik haller dedim de. Anacım sokağa çıkma  yasakları çıkınca neden marketlerde un kalmıyor? Fırınlar açık. E aylardır sokaklarda her şeyi yiyordunuz da sokağa çıkma yasağı ile mi ekmek yapmak aklınıza geliyor. Ya da kek felan. Vallahi çözemedim olayı. Migros ertesi güne getirmeye başladı, Carrefour dün baktığımda cumartesi teslim saati veriyordu. O da ilginç. Niye herkes markete gidip almayı kesti birden?  Geçen haftadan ne farkı var bu haftanın? 

Neyse ben kendi işime bakayım. Günlerdir karavanla yatıp karavanla kalkıyoruz. Karavanda yatamıyoruz henüz :D

Mutfak malzemelerimi ite kaka zorla yerleştirdim dün. Yalnız gelecek olan erzak nereye sığacak bilmiyorum. Koltuk altındaki depolama alanları öyle kullanışsız ki, oraya bir şey koymak dert almak başka dert. Zaten hiç gözüm tutmamıştı ama 750 kilo altı olsun 4 kişilik olsun isteyince elde fazla seçenek kalmıyor.

Neyse, bugün almış olduğumuz elli kiloluk uyku tulumunu gündüz nereye tıkarız adlı çalışmamızı yapacağız :D Hahhaha uyku tulumunu karavanın üzerine sarsak bütün cephesini kaplar. Çok güldüm şimdi.


Dün işlerin arasında kırmızı çaydanlıkla suyumuzu kaynatıp neskafemizi yaptık. İzlemesi bile mutluluk verdi. 


Kapının önünde işlerin ortasında oturup şu keyfi yaptığıma da inanamıyorum :)


Bu arada sitede herkes bizi konuşuyor olabilir. Gelene geçene karvan anlatmaktan bi hal olduk. Bu kadar sosyalleşmek de pek tehlikeli. Dün bir çift arabayla yanımdan geçerken kapıyı çık görünce durup sohbete başladılar. Onlar da almak istiyorlarmış ( Bunu öyle çok duyuyoruz ki üç gündür :),  merak ettik, bir ara görebilir miyiz dediler. Tabi dedim. Fiyatını falan öğrenmişler. Neden?  Üç gündür "Kaç para bu"  ya varana kadar değişik tarzlarda bu soruyu cevapladık, o da aktarılmış :D Arabayla gidecekler diye bakıyorum önce kadın indi,  çok merak ettim diyerek. Aa bir baktım eşi de park etmiş gelmiş. Hahah,  neyse herkes maskeliydi. 

En sonunda kapıyı kapattık. Bu sefer de geçerken cama burnunu sokanlarla karşılaştık :D

İlk gün her geçen bakınca bir küçük nazar boncuğu götürmüştüm ama büyük bişey alsam iyi olcek galiba :D

Bu arada yasaklar bindi. Hafta içi okul var. Biz sanırım sitenin içinde biraz o blok önü biraz bu blok önü dolaşmaktan öteye gidemeyeceğiz.

Karavan bir araba kadar yer kaplıyor bu arada. Böylece henüz kimse neden buraya park ettiniz moduna girmedi. 



Bu kadar karavan muhabbeti yeter. 

Kış okuma şenliği için kitaplarımı seçtim. İlkine başladım. E-kitap halinde,  kitap güzel ama baskı berbatttt. Öyle çok yazım hatası var ki, biri yazıp geçmiş, kimse tashih yapmamış sanki. 

Evim dandini. Şimdi gidip işlerime koyulayım yavaş yavaş. Saat 11.00 olmuş ben koltukta oturup yorumlara cevap yazıp blog gezerken.

Hepinize keyifli bir gün diliyorum.

Bu kelimelerin dökülüp gittiği keyifli mimi yapmak için gelen herkesi mimledim gittiiii :D

2 Aralık 2020 Çarşamba

Güz Okuma Şenliği Sonu

 



Vay be, korona günlerinde bitirdiğimiz üçüncü kitap şenliği bu. 

Bu sefer elimde sürünb kitap olmadığından yaza göre daha iyi bir performansım oldu. Hatta iki gün koşturmakla geçmeseydi bir kitabım daha bitecekti ama onu bitiremedim.


1.Kategori (10 puan): İsminde GÜZ mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen/olayların Güz'de geçtiği bir kitap.

Sonbahar / Ali Smith / Kafka Yayınları / 213 sf


2.Kategori (10 puan): Adında yada konusunda Kitap yada kitapla ilgili olan bir konu geçen bir kitap.

Rüzgârın Gölgesi / Carlos Ruiz Zafón / Kırmızı Kedi /586 sf

3.Kategori (10 puan): Hz.Muhammed ile ilgili bir kitap.


4.Kategori (10 puan): Fantastik türde bir kitap.

Kuzgunun Gölgesi / Jay Kristoff / Pegasus Yayınları /449 sf


5.Kategori (10 puan): Herbert George Wells yada Sait Faik Abasıyanık' tan bir kitap.


6.Kategori (10 puan): Adalet Ağaoğlu yada Ursula K. Le Guin den bir kitap.


7.Kategori (10 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK ile ilgili bir kitap.


8.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 30 puan): Aynı harfle başlayan üç kitap yada bir yazardan üç kitap.

Mavi Yakut / Arthur Conan Doyle / Avrupa Yakası Yayınları / 98 sf 
Maviye İz Süren / Bahar Uysal Karakuş / Mecaz Yayınları / 135 sf
Meslek Yarası / Zeynep Oral / Cumhuriyet Yayınları /  218 sf

9.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 30 puan): Kapağındaki baskın rengi Sarı / Turuncu / Kırmızı olan birer kitap.

 Körlük/ José Saramago / Kırmızı Kedi Yayınları / 331 sf
Solmayan Ümit / Sibel Yıldız / Ateş Yayınları / 171 sf
Aşkımız Eski Bir Roman / Ahmet Ümit / YKY / 223 sf

10.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 30 puan): Adında Meyve,sebze/ Hayvan / Çiçek ismi olan birer kitap.

Gazap Üzümleri / John Steinbeck/ Altın Kitaplar /470 sf
Ölmüş Eşek / Aziz Nesin / Bilgi Yayınevi 153 sf
Begonvilli Ev / Müjde Dural / Sapiens Yayınları / 254 sf

11.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 30 puan): Adının baş harfleri G, Ü, Z ile başlayan 3 kitap.

Gün Ağarmasa / Osman Akınhay / Agora Kitaplığı / 215 sf
Üsküdar Masalı / Muharrem Kaşıtoğlu / Özyürek Yayınları /  136 sf
Zamanda Buluşma / Müge Serin Öztürk / Galata Yayınları / 294 sf

12.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 30 puan): Sayfa sayısı 100 / 200 / 300 e kadar olan birer kitap.

Vatan Yahut Silistre / Namık Kemal / İş Bankası Yayınları / 69 sf
Sade ve Derin / Deep Tone / İkinci Adam Yayınları /163
%10 Daha Mutlu / Dan Harris / Pegasus Yayınları / 287 sf

Okuduğum kitap sayısı : 18  ~  180 puan
Ekstra Puanlar                        ~  150 puan
Okunan sayfa sayısı : 4465    ~ 44 puan

Toplamda 374 puanla bitirmişim. Şimdi gidip kış okuma şenliği için kitaplarımı seçeyim :)

1 Aralık 2020 Salı

Bana Bi Haller Oldu

Karavan almanın depresyonumu azaltmasının etkisi de olabilir bu,  bilemiyorum.  Bugünlerde ev işleri beni çok baymıyor.


Elim çok hızlıdır,  genelde jet hızla elzem şeyleri tamamlamaya odaklanmışım. Ve fakat bir yerden sonra azap halini aldı bu koşuşturma hali.

Hatırlıyor musunuz bilmem geçen ay içinde bulunduğum âna odaklanıyorum bugün demiştim. Hep öyle yapmaya çalışıyorum artık. Mutfağa girdiğimde dikkatimi mutfağa veriyorum, ütü yaparken ütüye ( yok,  genelde filme :D) . Sakince hallediyorum işimi. Koşturup yetiştirmem gereken misafirim, bebeğim, başka bir işim yok zira. Aslında mutfakta kaldığım süre çok daha uzun değil, yine elim hızlı, yine pratik işler yapıyorum. Mutsuzluk yerine huzur hissediyorum. 



Zira,  düşünecek olursak,  o hep hayalimizdeki eve ya da işe ne bileyim aileye, çocuğa kavuştuğumuzda da yine bu işleri yapıyor olacağız. Ya da boşluğa düşeceğiz. Hayallerimizdeki mutluluk anları da böyle sıradan anlar aslında. İçindeyken bitsin diye bekleyip,  aklımızda süsleyip püslediğimiz hayaller . Geçtikten sonra ne güzelmiş dediğimiz anılar. 

İşte böyle.

Bu sabah market alış verişi yıkayıp yerleştirerek başladım güne. Havaların soğumasından çok mutluyum.. Balkonda bırakabiliyorum artık yiyecekleri,  hemen yerleştirmem gerekmiyor :)

Dün karavanı temizledik. Ama bitmedi tabi.  Ne yazık ki Türk markası alınca ince işçiliği güzel olmuyor. Neyse karavanla ilgili gereksiz ayrıntıların hepsini yazacağım yakında.

Derken işlerime geri dönmüşüm. Saat bir olmuş. Bilimum sebze meyve yıkandı. Tatlı patates almıştım,  buharda pişirdim, kabak tatlımsı bir his veriyor insana. Mantarı biraz sarımsakla kavurdum. Bezelyeyi bol soğanla kavurdum. Şinitzel yapacağım tavukları hazırladım. Yeşillikleri yıkadım.  Can'ın yeğeni gelecek. Balık pişireceğim. Tabi benim oğlanlar onu yemediklerinden başka bişeyler de pişecek. Neyse annem köfte gönderiyormuş.

Salon dandini. Karavanın oturma minderlerini yıkadım.  Gidecek şeyler ortalığa döküldü falan. 

Yemek masasının üzeri hâlâ biletlerle dolu. Neyse karışık biletleri bitirdim. New York ve İnterrail biletleri kaldı. Onları şimdilik kaldırayım bari.

Bir ara okuma şenliği dökümümü yapacağım. Dün on dokuzuncu kitabımı bitirir miyim diyordum ama baktım aceleye getirmeye çalışıyorum bıraktım. Zaten temizlik sonrası halim falan kalmamıştı.

Bir ara da Kitap Salı yazısı yazmalıyım, birikti kitaplar . 

İşte benden böyle.


Kapının önünde duran temizlemeye gittiğim karavandan tatildeymişim gibi çek Cancım fotoğraflarımla bu yazıyı bitireyim artık. Yoksa bugüne bitemeyecek :D




29 Kasım 2020 Pazar

Geldiiiiii




Temizleyip yerleştirdikten sonra daa düzgün bir video çekerim  :)