20 Ocak 2020 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi

Bugünkü nostaljimiz 13 sene öncesinden.

Arkadaş konusunda hep çok şanslı olmuşumdur çok şükür.


16 Ocak 2007 Salı

Arkadaş

Kötü haberi nasıl vereceğini düşünürken finalden kaldığın kişidir.
Bir anda kalkıp, önceki gün pişirdiği karnıbaharı tatmaya gittiğindir.
Uzun yoldan dönerken bana sofra hazırla diye telefon ettiğindir.
İlk işine başlama heyecanını seninle paylaşandır.
Gecenin bir yarısı bile olsa yürüyüş yapalım diye dışarı sürüklediğindir.

Sana telefonda kötüyüm dediğinde evine koştuğundur.

İlk konuşmanda kurufasulye tarifi verdiğindir.

Nikâhına hazırlanırken sana saç spreyi yetiştirendir.

Merhaba bile demeden aklındaki soruyu sorabildiğindir.
Değişik bir ortama ilk girdiğin gün, yanına gelip sana hoşgeldin diyendir.

Karşılıklı, hiçbirşey yapmadan konuşmaksızın vakit geçirdiğindir.

Sana çok kızdığında bile başkalarının yanında bunu belli etmeyendir.
Sınava girerken kaleminin yarısını kırıp verendir.

Telefonu bir türlü kapatamadığındır.

Ne kadar işi olursa olsun sana vakit ayırandır.

Aradan yıllar geçmiş olsa da sohbete kaldığın yerden devam ettiğindir.
Mektup yazdığındır.

Bir şarkı duyduğunda hatırlayıp aradığındır.
Düşündüğünde içini sımsıcak yapandır.

Yaşamak, sizlerle çok güzel, iyi ki varsınız :)

18 Ocak 2020 Cumartesi

J'ai Perdu Mon Corps



Bugün oğluşlarla gittiğimiz filmin kapanış şarkısı.

Dün sevgili Zülâl'in bloğundan görüp ilginç bir konuya benziyor diye düşünmüştüm. Sonra Capitol sinemada neler var diye bakarken Başka Sinema'da oynadığını öğrendim. Bizimkilerle bugün gittik.

Yedi yaş üzeri diyor ama çocuk filmi değil. Hatta gençler bile ne kadar sever bilemedim. Bizimkiler sevdiler. Hem duygusal, hem heyecanlı hem de insanı düşündürüyor. Cannes'da ödül almış, Oscar'a da adaymış.

Bir Kangal Sucuğun Kazandırdıkları

Yola çıkacağımız günün sabahında kahvaltılık hazırlarken aklıma sucuk götürüp götüremeyeceğim sorusu geldi. (Gülme, bu mööm bi mesele) Gidip internetten bakayım dedim.

Siteyi okurken gördüm ki vinyet diye birşey var, Bulgaristan'da arabayla gitmek için ondan almak zorundasın. Yol ücreti gibi bir şey.

Pasaportları aldım diye on defa iş yaptım edasıyla bana anlatan Can, yok sigorta yaptırdım yok harç pulu ayarladım falan diye en önemli işleri yapıyorum pozundaydı. (Valla bi gün çantaya kazak koymayacağım,  donacak kar kış kıyamette :D) Neyse yola çıkarken dedim ki "Vinyet aldın mı Can?" O ne ki dedi. Ne olacak yol parası, bir haftalık 15 leva,  almazsan cezası 300 leva. Kapıdan alınıyormuş. Hiç duymadım öyle bir şey dedi. Sınırdan geçtik. Hemen kenarda satılan yer varmış aldı vinyeti. Ben nasıl kızdırıyorum onu ama, hah ben olmasam yiyecektin cezayı, bak nasıl içine oturdu diye. O da bana cevap yetiştiriyor boşuna aldırdın, kim bakacaktı ki buna diyerek. Sınırdan geçeli on dakika oldu olmadı trafik polisi çevirdi. Direk vinyet sordular. Bulgarca konuşuyorlar, bir tek vinyeti anladık dediklerinden. Sonra zaten görmüşler tamam geçebilirsiniz dediler. Can adamın ne dediğini de anlamazdım, ne niyeti,  niyetim kötü değil valla derdim diyerek sakince olayı kabullenirken Handan o anın tadını çıkarttı sayın seyirciler. Bu da mı gol değil ha bu da mı gol değil :D

Kıssadan hisse : Öyle böbür böbür dolanmayın, Allah'ın sopası yok, ne olacağı belli olmaz. 

Kıssadan hisse 2 : Sucuk diye geçme, tanı :)

Kıssadan hisse 3 : Bulgaristan'a gidecek olanlar vinyet almayı unutmayın. Bi ton site falan okuduk birinde de görmedim vinyet diyeni ,  tıt tıt tıt.

17 Ocak 2020 Cuma

Böyle Daha da Güzel Oldu Sanki


Bansko'yu dolaşmaya çıktığımız ilk gün sisler içinde büyüleyici sokaklarında gezdik ama müzelerin ikisi kapalıydı.

Neyse canım yarın yine geliriz bu sefer de güneşli fotoğraflar çekerim dedim. Ertesi gün yine sürükledim bizimkileri (Bilgiç hariç tabe, cıvız şey) .  Hava bükücü özelliğimle güneşli bir gün oldu. Ben de pencereden içeri süzülen huzme fotoğrafları çekip kendimden geçtim :)


İlk durağımız Neofit Rilski Ev Müzesi.


Bu amca Bulgarca'yı ortaya çıkartmış. Gramerini yazmış. Ona kadar böyle bir döküman yokmuş. Yunanca'dan falan çeviriler yapmış. Metos'un meslektaşı olur kendisi :)


Sadece dini eğitim verilmesini yetersiz bulup eğitim sistemini yenileştirmiş.




Okul olarak kullanılan evinde en ilgimi çeken bu yazı kumları oldu. Papağan Teoremi kitabını okurken matematikçilerin bir dönem kum torbalarıyla dolaşıp onları dökerek işlem yaptıklarını gördüğümden anladım hemen ne işe yaradıklarını :)






Bu güzel müzeden çıkınca yeniden sokakları dolaşalım dedim. O arada diğer müzeyi gördü Can. Ki ben unutmuştum onu :)



Evin içi ve dışı bir ressam tarafından süslenmişti.


Eski ev hayatını gösteriyordu, çok sevdik.







En ünlü odası bu mavi oda. Ev sahibi eşi için yaptırmış. Duvarlarında Venedik ve İstanbul resimleri varmış.  Mış diyorum zira minareler dışında çok bir şey anlamamıştım :)

Yukarıdaki foto evin tuvaleti. Doğrudan alt avluya :D




Kaymak kısmında kar eksikliği çeksek de şu evler ve sokaklar için geldiğimize değdi diye düşünüyorum. Tam bana göreydi :)

Tabi çektiğim tüm fotoğraflar bitmedi, onlar da sonraya kalsın :)

Bansko

Hazır yeni dönmüşken unutmadan #basko hakkında söyleyeceklerimi yazayım.



Kim ucuz dediydi bilmiyorum. Bize hiçbir ülke ucuz değil artık. Günlük telesiyej 70 leva (3.3 ile çarp),  haftalık falan öğrenci biraz daha iniyor ama, dört kişi gidince feci bişey.

Kar yok. Pistleri yapay karla falan bir şekilde dolmuş. Aralıktan sonra kar yağmamış hiç. Kayaktan çok buz pateni yapmaya çalıştık diyebilirim. Bizden başka bu konuda canı sıkılan kimse var mıydi bilmem.

Pistlerde internet var. Bu çok iyi.

Gondolun hemen yanındaki kayak kiralama yerinden aldık biz kayakları. Diğer yerlere göre çok pahalı gözüküyordu ama pazarlıkla bayağı düşürdük fiyatını. Yalnız kayak ayakkabılarını akşamları almıyorlardı. Oraya bırakmak için -yine pazarlıkla- 45 leva ödedik. Böylece kayak ayakkabılarıyla ortalıklarda dolaşmadık. Hayır kasabada kar da yok, takır tukur dolanıyordu herkes.


Gece hayatına pek karışmadığım için bi fikrim yok. İki akşam kayak dönüşü Happy End 'de sıcak kakao içtim ama. Dışarıdaki müzikleri pek çıstak çıstaktı,  benlik değildi ama içeride rock çalıyordu. Canlı performans da vardı.

Aşağıda 1 levaya aldığınız su dağda beş leva çantanıza su atın :)


Gondol bitmek bilmiyor, oyalanacak bişeyler de taşıyabilirsiniz :)

En basit seviye dağdan aşağı inen yol. Ama aşağı indikten sonra bir daha gondol çekmek gerekiyor.


Fotoğrafı zirvede çekildikten sonra en sağdaki yol en kolay diye oraya saptık. Fun park yazan yer çocuklar için bişey değil bombeli kayak yeriymiş. Ayyyy, nasıl indiğimizi ne siz sorun ne ben söyliim :D

Son olarak kasabanın ortasındaki eski kısmını gezmeden dönmeyin. Bir kaç küçük müzesi ile evlerin içlerini de görebilirsiniz.

15 Ocak 2020 Çarşamba

Çalışkan Çarşamba

Scrabble oynadığımız şu anda yaşadığım aydınlanmayı hemen sizinle paylaşayım.

Ne zamandır kelime oyunlarında da çıkıyordu ama anlamına hiç bakmamışım.

Fak.

Kapan,  tuzak demekmiş.

Faka basmak da ne demek anlamış oldum böylece.

Şimdi oyunuma döneyim.

Sisli Bansko Sokaklarında Dolaştırayım Sizi Biraz



Müze görelim diye tutturmasam bu güzel kasabayı hiç fark etmeden dönebilirdik. Zira bizim kaldığımız yer kayak merkezine yakın oteller bölgesiydi.


Şansıma yine sisli bir hava vardı. Sokaklar başka bir büyülü havadaydı.




İlk durağımız kilise. Karşısındaki müze kapalıymış. O zaman yarın da gelir bir de güneşli halini görürüz bu sokakların dedim ben de :)



Can'ın elini sıktığı kişi Paisiy Hilendarski, Bulgar tarihini yazıp ayaklanmalar başlatan kişiymiş. Bak şimdi öğrendim bunu, Can çek elini adamdan :)



Kalıcı ikona sergisi gezdik.


İkonalar pek ilgimi çekmese de binaları merakımdan girdim.


Burada bir resim okulu varmış eskiden. İkona yaparlarmış. İkonalar.gerçekçi akınla yapıldıklarından pek karşı çıkılmış kendilerine. Ama onlar çizgilerinden vazgeçmemişler.


Her yerinde dereler akan dağın eteklerindeki bir kasabada bol çeşme olması doğal tabi.

Yukarıdaki fotoda üç maymunu bulunuz :)







İşte böyle çok keyifli bir öğle geçirdik.


Ertesi gün gittiğimiz müzeler de sonraya kalsın :)

14 Ocak 2020 Salı

Kitap Salı



Bu haftaki ilk kitap yıllar önce okuduğum bir tane. Japon yazar ararken elime geçti, nobel falan görünce, ben bu kitaptan belki de yaşım gereği bir şey anlamamışımdır okurken,  bir daha okuyayım dedim.

Iıh. Yine bişi anlamadım. Sıkıcı ve abuk bir kitap . Tek iyi yanı kısa olmasıydı :)


"Aslında uzak geçmişten söz edilir ama insandaki anılarla silik anımsamalar yalnızca eski ya da yeni olduklarına bakılarak yakın yahut uzak diye nitelenemez herhalde"


Jeanette Winterson 'un daha öncr Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın kitabını okumuş ve çok sevmiştim.

Ama tabi bu kitabı alırken farkında bile değildim aynı yazar olduğundan, ah ah,  benim şu dağınık aklım.

Daha önsözü kısmından keyif almaya başladım. Diğer kitaptan sonra pek iyi geldi sanki.

Yine de sanırım Normal Olmak Varken daha hoşuma gitmişti. O otobiyografik bir romandı, bu fantastik bir roman. Alt metinleri anlamakta güçlük çeken yapım nedeniyle benim için havada kaldı. Ama içinden çok güzel cümleler topladım  . Özelikle zamanla ilgili sayfalara bayıldım. Bazı romanlar böyle oluyor, bir bütün olarak çok sevmedem de cümlelerini seviyorum.


" Her bir saatin başka bir saat uzunluğunda olmadığını biliyoruz. Günlerimizin ölçüsü bir örnek,  ama yaşadığımız gerçek zaman bu değil."

" Sanatın yaptığı garip şeyse, zamanı hem sıkıştırması hem de genişletmesi. Örneğin bir roman okuduğunuzda, birkaç saatlik okuma süresi içinde büyük olaylar, çok uzun zamanlar geçip gider. Şiir belki bir anlıktır ama yaşamın tümünü içerebilir. Ciddi bir klasik müzik parçası dinlediğimizde zamanın hiç farkında olmayız. Sanatın bize sunduğu iyileştirme etkeni yalnızca ne dediği,  ya da ne yaptığı ile sınırlıdeğildir- neye izin verdiği önemlidir. Gündelik zaman bir süreliğine önemsizleşir. " Zamanın geçtiğini fark etmedim " dediğimizde özgürlüğümüzü hissederiz."

"Okumak bize okumamaktan daha çok zaman kazandırır."

"Bir yerin haritada olmaması ne fark eder, ben orayı tarif edebildiğim sürece."

" Ben bir gemiyle yola çıktım,  ama kimileri hiç yerlerinden kıpırdamadan da aynı kovalamacayı yaşıyorlar. Birinin gözleri donuklaştı mı onu yitirmişsinizdir. Gövdesi sanki ışık hızıyla dünyanın öte yanına uçmuşçasına uzaklaşmıştır sizden "

" Bir zamanlar hepimiz göçebeydik, gözle görülmeyen ama bilenin bildiği izleri sürerek dağlar, çöller, denizler aştık. Ama bir yere yerleşip de ağaçlar gibi kök saldığımızdan bu yana, tohumlarımızı saçacak olan rüzgârı kullanmaz olduk ve yalnızca hastalık ile mutsuzluk bulduk."

"Zamanın, sürekli bir şimdinin,  içinde olmakla bir haritaya bakmak,  tepelerin yükselip alçalmalarını görmeden yalnızca yassı biçimi görmek aynı şey"

"Budistlerin dediğine göre Tanrı'yı bulmanın 149 yolu varmış. Ben Tanrı'yı değil, kendimi arıyorum ki bu çok daha karmaşık. Tanrı hakkında pek çok şey yazılıp çizilmiş,  ama benim için bir tek satır yazılmamış. Tanrı daha iri, annem gibi, bulması daha kolay,  karanlıkta bile. Ben herhangi bir yerde olabilirim ve kendi kendimi tanımlayamadığımdan kimseden yardım isteyemem."


Son kitabım da eskiden okuduğum bir kitap.

Düşünüyorum da emrime amade devasa bir kitaplıkla ben ne şanslı bir ergenlik geçirmişim. Ne zenginlik. Her gün kitaplığın başına geçip bugün ne okusam diye seçmeye çalışırdım.

Gelelim kitaba, çirkin bir değirmenci ve onun seksapel eşi ile ilgili bir hikâye bu. Birbirine aşık çiftin evinden kasabanın ileri gelenleri hiç eksik olmuyor. Muhabbete, ikrama olduğu kadar kadının cazibesine kapılıp geliyorlar. Ama hepsi kadının kocasına sadık olduğunu biliyor,  bir kişi dışında.


" 'Kibrine bayıldım doğrusu! Ama şunu aklından çıkarma, ben de pekâla aşık olabilirim ona. Dünyada tuhaf olaylar gırla.'
'Bu da ırgalamaz beni.'
'Neden?'
' O zaman sen, artık sen olmazsın da ondan ; sena artık sen olmaktan, benim tanıdığım sen olmaktan çıktıktan sonra da istersen şeytana kaç, aldırırsam adam değilim!'
' Peki o zaman ne yapardın? '
' Ben mi?  Ne bileyim? Çünkü o zaman ben de değişmiş olurum. Şimdiki gibi olmam, o zaman aklımdan ne geçeceğini nasıl söyleyebilirim sana? '
'Sen neden değişeceksin ki? '
' Değişirdim, çünkü bir kere sana kendime güvendiğim kadar güvenmişim,  bütün hayatım bu güvene bağlı. Demek ki sana güvenmeyecek olursam ya ölürüm ya da bambaşka adam kesilirim, bambaşka bir hayat sürerim ; yeni doğmuş gibi olurum, kafam başka türlü çalışır. Nasıl davranacağımı da kestiremiyorum. Belki kahkahalarla güler, sırt çeviririm. Belki seni tanımam bile. '"

Seneler önce de kitaptan bu cümleleri defterime kaydetmiştim :)

Bu haftaki salımızda toplanan kitaplar bu kadar. Bakalım gelecek hafta neler gelecek :)