21 Aralık 2019 Cumartesi

Yılın En Uzun Gecesi, Kışın İlk Günü, Nardugan Bayramı, Zıpır Aile Halleri :)

Geldi yılın en keyifli gecelerinden birisi. Geleneksel ev süsleme gecemiz. Bol miktarda cingılbels müziği eşliğinde,  çok kalorili.













2020 yazdığı okunabiliyor mu?  Her sene inatla yazıyor Can. Sonra ben saatlerce seloteyp söküp cam temizlemeye çalışıyorum tabe :/



Süslemelerden sonra bir de film izlemeyi başardık. İnanılmaz ama Bilgiç bile bol nazlanarak geldi. Ve uzun zaman sonra dördümüz seyretmeyi başardık. (Maşallah emojisi koydum buraya :)



Şimdi tabii ki herkes kendi köşesine çekildi, bütün toplama işi de bana kaldı ama olsun. Akşamın büyüsü yeter bana, yarın hallederim kalanını :)

20 Aralık 2019 Cuma

Oradan Buradan

Bugün postaneye gitmeyi nihayet başardım. Lütfen boş olsun dualarım kabul oldu da kartlarımı da kargolarımı da rahat rahat gönderdim. Kartlara inatla pul yapıştırmaya çalıştığım için adamlara ekstra iş çıkartıyorum. Zira pul fiyatı posta fiyatıyla aynı olmuyor hiç :(



Neyse üzerimden bir yük kalktı.

Şimdi ay başından beri yemekte  misafir ağırladığım zamanlar hariç hiç boşalmamış olan masamın üzerini simlerden kurtarayım. Yarına kadar :D



Yarın geleneksel ev süsleme günümüz. Yılın en uzun gecesinde yapılacak en keyifli iş. Üstelik son senelerde öğrendiğimiz bayramımızı da kutluyoruz o arada. NARDUGAN BAYRAMI. Türklerin güneşin yeniden doğuşunu kutladıkları doğan güneş bayramı. Muazzez İlmiye Çığ şurada anlatmış ,  merak edenler bakabilir.



Bakın ne demişim bir kaç sene önceki yazımda.


Dünya üzerinde kötülükler,haksızlıklar, üzüntüler hep var. Sıradan hayatlarımızda çaresizlikler,umutsuzluklar hep var.

Madalyonun diğer tarafının olduğunu, güzellikler, mucizeler ve iyiliklerin de bulunduğunu unutmayalım.

Çocuklarımıza geri dönüp baktıklarında içleri sımsıcak olarak hatırlayacakları bir çocukluk bırakmak için bütün karalara inat elimizdeki tüm renkleri kullanalım.

Zaten hayat bir varmış bir yokmuş. Gerisi o kadar boş ki.


Hâlâ aynı şekilde düşünüyorum. 20 ve 17 yaşlarındaki iki delikanlımla yarın cingılbels şarkıları eşliğinde süsleme yaparken içim sıcacık olacak. Bir sene daha bu güzelliği yaşayabildiğim için şükredeceğim.


Nerede olursan ol, ne yaparsan yap, kaç paran kaç evin kaç araban bulunursa bulunsun, hep eksiklik hissedeceksin. Hayat eksik bir şey çünkü. Onun için nerede olursan ol ,  anın tadını çıkartmaya bak. Yapabileceğinin en iyisi bu.

Not: Eski yılbaşılardan kalma fotoğraflara kısa animasyon filmler sakladım, tıklayıp alınız :)

19 Aralık 2019 Perşembe

İkiru


Epey oluyor Can Akira Kurosawa'nın filmlerini topluca almıştı.  Yine epey oluyor,  yönetmenlerle ilgili bir film meydan okumasında bunları gözüme kestirmiştim. Ama bir türlü elim gitmemişti.


İki buçuk saate yakın çok güzel bir film izledim dün akşam.


Konusunu sevmiştim zaten. Belediyede Halkla İlişkiler Bölümü müdürü olarak etliye sütlüye karışmadan günlerini geçirirken bir yıldan az ömrü kaldığını öğrenen bir adamın hikâyesi.


Kendisini ve hayatını sorguluyor. Biriktirip durduğu parasını harcayarak yaşama hissini elde etmeye uğraşıyor bir gece. Sonra genç bir kızdaki yaşama sevincinin sebebini keşfetmeye çalışıyor.


En yakınlarından ne kadar uzak olduğunu fark ediyor. Hiçbirisine anlatamıyor derdini.


Sonunda bir kaç hafta boyunca gitmediği işine dönüyor. Aklında bir fikirle.


Bundan sonraki kısmı onun cenaze töreninde öğreniyoruz.

Kurosawa hem yaşamı sorgulamış, hem aileyi, hem kuşaklar arası farklılıkları sorgulamış hem Amerika etkisindeki Japonya'yı, ve aynı zamanda bürokrasinin bir yere varmayan çarklarını, birşeyler yapma zorluklarını sermiş ortaya. Bunca karışık şeyi birbirinin üzerine öyle güzel yedirmiş ki. İki buçuk saat nasıl geçti anlamıyorsunuz.

Şurada filmi uzun uzun anlatmışlar, merak edenler için.

Yılbaşı zamanında durup da düşünmek için güzel bir film.

18 Aralık 2019 Çarşamba

The Movies That Made Us


Geçen gün Netflix'de rastladığım dizi. Filmlerin hikâyeleri var içinde.

Çok sevdiğim Dirty Dancing ve Home Alone'un nasıl çekildiğini izledim.  Öyle hoşuma gitti ki. 

Şurada hangi filmler olduğu yazıyor. Tavsiye ederim.


Çalışkan Çarşamba

İla ahir : Vb gibi manasında ilh. diye kısaltması kullanılıyor. Tam anlamı sonuna kadar.

Sahih: Aslına uygun, doğru, gerçek.

Lâyezal : Yok olmaz, varlığı devam eder.


Melfufen : Eklenmiş olarak

İtiyat : Alışkanlık, huy.

Mufassal : Ayrıntılı

Takavvül : Hem haber vermek hem de yalan söylemek anlamına geliyormuş,  pek manidar buldum, günümüz habercilerine pek uyuyor :D


İştiyak : Güçlü istek, özlem.

Müsellesat : Trigonometri.

Derâguş : Kucaklama,  sarma

Nısfu'l leyl : Gece yarısı

Zebun : Esir

Saiki : Sebebi

Mucip : Gerekli

Vazıh : Açık


Bu haftanın Çalışkan Çarşamba'sına kelimeler koydum. En son okuduğum iki kitapta bir çok bilmediğim kelime vardı. Âkile Hanım Sokağı'nda rahattım,  sayfa sonuna yazılmıştı açıklamaları, Ziya'ya Mektuplar'da internetten anlam aramaktan bir hal oldum. Zaten sonlara doğru bıraktım artık bakmayı.

Şimdi biraz eğlenelim. Bu kelimelerden en az beş tanesi ile kısa bir yazı yazıp yorumlara bırakanlar arasından çekilişle belirleyeceğim bir kişiye kitap hediye edeyim diyorum.  Bakalım neler yazılacak :)  Yazı yazan olmazsa gidip kendime alırım ben o kitabı heeee :D

17 Aralık 2019 Salı

Çok İlginç Bişi

Geçen gün Kürşad gösterdi bunu. Bir video kaydının üzerinde istediği kişinin yüzü konularak ona çevrilebiliyormuş.

Hele ki o kişiyi taklit ederken yapılınca gerçekten inanılmaz gözüküyor. Bakın Bill Hader'in taklit yaptığı programların üzerinde uygulanmış, inanılmaz.

İleride artık hayatta olmayan sanatçılara film çevriltebilir diye düşündük.

Tabi çok daha kötü şeyler de yapılabilir :(



Kitap Salı

Bu hafta öncelikle Ziya'ya Mektuplar kitabını bitirdim.

Cahit Sıtkı'nın şiir üzerine yazdıklarını çok sevdim. Arkadaşını bir taraftan öylesine eleştiriyordu ki ama öte yandan çok sevdiği de belli oluyordu.  En sevdiğim şiirlerinden birisi ile ilgili yaptığı açıklamayı buraya yazmak istiyorum.

" Çocukluğumda dinlediğim bir masalda, bedbaht bir şehzade,  bu haline acıyan ak sakallı bir  adamla karşılaşır. (Hızır aleyhisselâm) ; şehzadeye bir saadet parolası  verir; ona der ki : 'Canın sıkıldığı zaman,  Abbas! Diye sesleniver, derhal karşına gaibden bir harem ağası çıkar,  sofranı kurar, sevgilini getirir, geçmiş günlerini yenibaştan yaşattırır!' Ve şehzade bu parola ile kendini avutur. Burada Abbas, insanoğlunun heyhat ki sık sık başvurmaya mecbur kaldığı hayal'i temsil etmektedir "



Duvar,  annemden aldığım kitaplardan yine. Dayımın kütüphanesinden bize kalmış. 1959 baskısı. Yeni baskılarında beş hikâye varmış,  benimkinde üç hikâye vardı.


" Şöyle geçiriyordum içimden,  sonra, artık  hiç bir şey olmayacak . Fakat bunun ne demek olduğunu anlamıyorum ben. Anladığım anlar oluyor... ama sonra bu ortadan siliniyor, gene acıları, gene kurşunları, gene o sarsıntıları düşünmeye başlıyorum. İnan olsun maddeciyim; deli filan değilim ben. Buna rağmen olmayan bir şey var ortada. Cesedimi görüyorum : güç değil ama bunu gözlerimle gören benim. Düşünmeğe.. artık hiç bir şeyi göremeyeceğimi, hiç bir şey işitemeyeceğimi, dünyanın başkaları için dönmekte devam edeceğini düşünmeye başlamam gerekiyordu. Pablo, insan böyle düşünmekle hiç bir şey yapamaz. "

" Tatlı güzel gözlerini andım. Bana bakınca bu gözlerden içime bir şey akardı. Fakat şimdi bunun bittiğini düşündüm : şimdi bana baktı mı bakışı kendi gözlerinde kalırdı,  varmazdı bana kadar. Ben yalnızdım."

" Şu içinde yaşadığım halde, bana kalksalar da artık rahat rahat evime dönebileceğimi söyleseler,  lekesiz hayat bağışlasalar bana, böylesi buz gibi ederdi beni : insan ölümsüz olma hayalini yitirince, ha bir kaç saat bekleyiş, ha bir kaç yıl, hepsi birdi."





Üçüncü kitabım da annemden. Acaba ne kadar sürede okurum diyordum ama öyle akıcı anlatımı var ki elime almamla ellinci sayfaya ulaşmışım. Nitekim ertesi gün de bitirdim.

Reha İsvan 'ın iradesine hayran oldum.  Kendisiyle bu kitap vasıtasıyla tanışmış oldum.  İnanılmaz bir kadınmış, nur içinde yatsın.




"İnsanım, içgüdüsel olarak yaşamak istiyorum. Savaş insanı yok eder. Bu nedenle barıştan yanayım.

Kadınım. Kadın olmanın bilincini taşıyan bir kadınım. Kadınlar nesilleri üretirler, üretmekle kalmaz, beslerler, büyütürler. Bu nedenle tüm dünyada kadınlar savaşa karşıdırlar, barıştan yanadırlar. Yetiştirdikleri kuşakların harcanmasını göze alamazlar. Yani kadın olduğum için de özellikle barıştan yanayım.

Ziraat mühendisiyim. Toprağı, suyu, insanı, bitkisi, hayvanı, böceğiyle görevim doğayı daha üretken, daha verimli, daha güzel hale getirmek, geliştirmektir. Savaşlar yok eder, yakar yıkar. Mesleğimden ötürü de savaşa karşıyım, barıştan yanayım.

Ayrıca eğitimciyim. Milli Eğitim Bakanlığı'nda uzun yıllar görev yaptım. Gerek öğretmen, gerek yönetici olarak işim genç kuşakları korumak ve geliştirmektir. Binlerce öğrenci yetiştirdim. Onları çok sevdim. Onları savaşlarda harcamayı hayal etmek bile istemem. Bunun için de savaşa karşıyım, barıştan yanayım.

Sonra anayım. Evlatlar yetiştirdim. Onların topluma yararlı olmalarını, güzellikler üretmelerini isterim. Savaşta harcanmalarını ister miyim?  Yani ana olarak da barıştan yanayım. "

"Ama yalnız içeride değil, dışarıda da insanlarımıza suçluluk kompleksi verilmeye çalışılmıyor mu?
Tek tip giysili, tek tip düşünen,  tek tip inançlı, tek tip vatandaş amaçlanmıyor mu?"

Şu an yeni bir kitaba başladım. Annemden aldığım kitapları okuyup ona geri verme çabalarıma son sürat devam ediyorum.


Gayet akıcı başladı, keyifle okuyorum.



İşte bu haftanın kitapları bunlar. Fena bir hafta olmamış :)

En sona harika şiiri eklemezsek olmaz bence. İlk gençliğini Beşiktaş'ta geçirmiş benim için başka bir sıcak geliyor bu dizeler.


Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi baştan.

Cahit Sıtkı Tarancı

16 Aralık 2019 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi

İki sene olmuş bile Metehan'la baş başa  bu bir gecelik kaçamağı yapalı. Ne güzeldi :)

8 Aralık 2017 Cuma

Okların Peşinde (Aslında Üçgenler Ama Biz Ok Dedik Öyle Kaldı :)

Sokaklarda karman çorman dolaşırken yerde gördüğümüz ve nedense ok dediğimiz bu üçgenlerle modumuz değişti.


Metehan ilk fark edip bana gösterdiğinde aklıma geldi bunlarla ilgili bir şey okuduğum. Kasabanın en bilindik şahsı Frédéric Auguste Bartholdi, üçgene bakarsanız neyiyle ünlü olduğu anlaşılıyor :) Evet, Özgürlük Heykeli'nin yaratıcısı.



Okları takip edersek kasabadaki kopyasına mı ulaşırız acaba diye düşündüm.  Zira az ilerde yeniden gördük bir tane. İşte bu düşünceyle okların peşine düştük.


İlk geldiğimiz yer bu bina oldu. Özgürlük Heykeli'ne benzemiyor ama neymiş ki bu?


Okları takip ettikçe yeni binaların önündeki bu açıklama tabelalarına ulaştık.


Harika bir şey değil mi sizce de?



Hava gitgide kararırken oklardan dışarı adım atmama izin vermeyen Metehan'la bol kahkahalı ve nerede bu ok aramalı uzun bir geziye çıkmış olduk.


Bizden başka yere bakan yoktu, kimse fark etmemiş olabilir.



Saat ilerledi, gittikçe tenhalaşan sokaklarda dolaşmaya devam ettik.



Bu arada kafamızı yerden kaldırıp ışıklarla binaların harika güzelliklerini çekmeyi de unutmadık tabi.


Noel Pazarları bazı okların üzerine gelip onları bulmamızı engellese de inadımız inattı, döngü tamamlanacak bütün hepsi bulunacaktı.


Arada bir çay molası verdik.



Saat yedide dükkânlar kapandı.







Kimi zaman daracık kimi zaman karanlık ara sokaklara daldık.



Merkezden uzaklaşıp neredeyse otelimize döndük.



Tabelalardaki rakamlar ilerliyor ama bitmiyorlardı.


Bit kadar kasabada kaç bina var kardeşim?


Burası Metehan'ın aydınlanma yaşadığı yer. Binanın önündeki Alsas Loren yazısıyla Birinci Dünya Savaşı'nın konularından birinde yer aldığımızı fark etti. Tabi yaa Alsace Alsak değil Alsas okunuyor kiii :)



Otelden çıkıp ilk geçtiğimiz parkta da Okları gördüğümüzde üzerlerinden geçip fark etmediğimize hayıflandık.


Gecenin karanlığında başını kaldırıp da kocaman taş bir binaya bakmanın pek ürkütücü olduğuna karar verdik. O ilk an insanın yüreği hopluyor.



Burası en ünlü evlerinden. Pencereler ne ilginç değil mi?



Kiliseler korkunç gözüküyor. Camilerimizi bir kere daha sevdik.


Hem o çan da ne kardeşim ya. Gece karanlığında insan yerinden zıplıyor.


İşte bunları konuşa konuşa bir bakmışız başa dönmüşüz yeniden.

Bir numara ilk gittiğimiz müzedeymiş. Biz içeri girmediğimizden görmemişiz.

Tam kırk tane bina ile bütün Colmar'ı gezmiş olduk tur bittiğinde.

Arada açık bir lokanta da bulduk neyse ki.

Odaya döndüğümüzde üzerimizden tır geçmiş gibiydi ama mutluyduk :)

Bu arada Hürriyet Heykeli Colmar Havaalanı'nın oradaymış, onu görmeye gitmedik :)

İşte böyle. Güzel ve uzun maceramız bitti.

Ertesi sabah bir de gündüz gözüyle kısa tur yaptıktan sonra artık döneceğiz.

O da sonraya kalsın :)