27 Nisan 2017 Perşembe

Bu Fotoğraflar Neden Tersten Sıralandı Bilmiyorum, Düzeltmek İçin de Uğraşamayacağım

Üç yazıda bitiririm diye düşünmüştüm ama sanırım bir üç yazı daha olacak, bir sürü fotoğraf çekmişim yine.

Aslında en alttaki saat kulesinin olduğu yerden girip bu havuz başına gelecektik fotoğraflar tersten yüklenmiş,  siz aşağıdan yukarı bakın anacım :) Evet evet,  in en aşağı ben şimdi oradan yazmaya başlıyorum :)


Burçlarla havuzda da karşılaşıyoruz ki daha sonra sokaklarda da göreceğiz :)

Tersten yazdığım yazımın sonu burası, düzgün okumayı başaranlara kocaman tebrikler :)

Gelecek yazımda daracık sokaklarda dolaşacağız efendim. Hadi çüüüz.


İçerdeki manzara daha da sefimliydi :) Burada birşeyler içtik. Fonda bizim müziğimiz çalıyordu. Meğer Türk turistler varmış, onlar gidince müzik değişti :)


Dolaşmaktan yorulmuşken bu sevimli kafeyi gördük.




Dileklerimi diledim. Umarım gerçekleşir.


Bu köprünün girişinde dilek köprüsü, elinizi burcunuzun simgesine koyup denize bakarak dilek tutun diyordu. Ne burcu ne simgesi derken meğer korkuluklarda varmış simgeler :)


Bu da eski olmayan Tel Aviv'e bakış, ıyk.



Turisler bizi bir seyir tepesine götürdü.



Kuleyi geçtikten sonra ara sokaklara girdik. Bir turist kafilesinin peşine takıldık :)





Yafa eski limana girerken ilk olarak karşımıza bu saat kulesi çıkıyor. 2. Abdülhamit'in hükimdarlığının 25. yılı nedeniyle yapılan bir kule.



26 Nisan 2017 Çarşamba

Versem Kendimi Bütün Bütün, Bir Yelkenli Olup Engine, Kansam Bir An Güzelliğine, Kuşlar Gibi Serseri Ömrün *

Altı yedi kilometrelik uzun bir kumsalı var Tel Aviv'in, çoğu halka açık plajlar. Kum incecik sapsarı.


Cankurtaranlarla anlaşma yapılamadığı için denize girmek yasakmış ama bunu dinlemeyen sörfçüler bol.


Hava bana göre oldukça serin,  şiddetli rüzgâr var ama sahil güneşlenenlerle dolu.


Turistlerin çok tercih ettiği bir şehirmiş burası, hem sahili hem havası hem de gece hayatı ile popülermiş. Hiç bilmiyordum doğrusu :)







Yorgun argın ilerleyip sahili izlerken ayaklarımızı suya sokmadan gitmeyelim bari dedim. Aslında çantama mayo bile atmıştım ama üzerimden ceketimi bile çıkartamadığımdan o kısım hayal oldu :)


Tuzlu serin su çok iyi geldi :) İyi ki üşenmeyip girmişiz :)



Ah deniz, güzel deniz :)


Yola çıktıktan yaklaşık altı saat sonra ufukta eski liman gözüktü.  O da sonraki yazıya kalsın :)

* Başlık, Orhan Veli'nin Açsam Rüzgâra şiirinin son kıtası.

Bizim Handan'ın Nereye Olsa Giderim Halleri

Cumartesi günü baktık ki Can'ın programı değişmiş pazartesi Tel Aviv'e gidip bir gün orada kalıyor.

Hadi sen de geliyor musun dedi, ama sanırım evet diye cevaplayacağımı düşünmedi :)

Yenilenen pasaportum o sabah elime geçmiş, yapmam gereken bir iş yok, kafamı dağıtacak bir şey arıyorum, indirimli biletim var, otel parası vermeyeceğim, e daha ne olsun.

He canım ya, valla hiç üşenmeden bir günlüğüne Tel Aviv kaçamağı yaptım. Pazartesi akşamı gidip bu sabahın köründe de döndüm.

Sanırım bütün gün boyunca Can'ı on kilometre falan yürüttüm. Gitmeden önce gözüme kestirdiğim kocaman parkı (İki buçuk üç km uzunluğunda, gerçekten kocaman yani:),  sahil şeridini ve eski liman Yafa'yı gezdik, bol fotoğraf çekip kuş sesleri ve dalga sesleriyle terapi yaptık, ayağımızı denize soktuk, dilek diledik ve lezzetli yemekler yedik.

Hiç aklımda yokken farklı bir yer görmüş oldum.

Tel Aviv'e iki - iki buçuk saatlik bir uçak yolculuğuyla varılıyor. Yalnız erken gitmekte fayda var uçağa binmeden güvenlik şirketleri uzun uzun çantaları didikliyorlar, ayakkabılar falan çıkıp sıkı aranıyorsunuz.

Kudüs'e de gidebilirdik o bir günde, zira bir saat mesafedeymiş ama ben sadece sakin, tembel bir gün geçirmek istedim, Yafa'yı da görmediğimden başka bir yere gitmeyi düşünmedim.

Pazartesi akşamı otele gidip uyumak dışında bir şey yapmadık. Dün sabah erkenden kalkıp yollara düştük.

Bu yazıda otele kırk dakika yürüyüş mesafesinde gittiğimiz Yehoshua Park'ta Yarkon Nehri'nin kıyısından denize doğru uzun yürüyüşün fotoğrafları var.

Çılgın kuş seslerinin sahiplerini çopunlukla yakalayamasam da eldekilerle yetineceğiz artık.

Burada koşanlar, kanoya, bisiklete, scootera, kaykaya binenler, kişisel antrenörüyle spor yapanlar en çok da bebek arabalarıyla yürüyüşe çıkan anneler (Koşanı da vardı) ve köpek gezdirenler vardı. Ben pek insanları çekmediğimde ne yazık ki o kısımları hayal gücünüze bırakıyorum :)


Yafa portakalı görür müyüm dedim ama sadece bu mandalinamsı meyveli ağaçla karşılaştım, oysa portakal çiçeği kokusu ne iyi gelirdi.


Fethiye'de de vardı bu çiçeklerden.


Kıyafete uygun siyah ayakkabılarımı almayıp bunları giymem iyi olmuş. O kadar kilometre yürüyüşten topallayarak çıkardım aksi halde :)







Bakmayın dalda güvercin olduğuna şu kocaman yuvalar ihtimal papağan yuvası, çılgın sesleri geliyordu ama yakala ki çekesin.


Başarız denemelerin sonunda bu flu görüntüyü elde edip yetindim artık.



Doğru düzgün kuş çekemedim diye üzülürken yerde dolaşan bu kuş beni mutlu etti :)


Ağaçkakan gibi gözüküyor ama bakacağım ne imiş.




Topluca spor yapan ekibi çekmeden duramadım :)



Bu güzel ötüşlü kuş karatavuk mu emin değilim. Bilen söylesin.




Ah ufukta deniz gözüktü. Çılgın rüzgâr dalgaları şahlandırmış, siz biraz parkın keyfini çıkartın, sonra kumsaldayız.

24 Nisan 2017 Pazartesi

Meselâ Fonda Abuk Çıstak Şarkılar Çalacağına 23 Nisan Marşları Çalsaydı

Ortam güzel, çocuklar mutlu ama bayramı sahnenin kenarında asılı bayrak da olmasa ara ki bulasın.

İki marş çal, olmadı çocuklara söylet, kimsenin mi aklına gelmiyor bilmem.


Eheheh, napalım delikanlı oldularsa,  annelerinin gözünde onlar hep çocuk :)



Pikniğimizi yaptık.


Manga konseri ile kurtlarımızı döküp kendimize geldik.


Çok daha keyifli kutlamalarımız olur inşallah.