22 Mart 2017 Çarşamba

Müjdecim Günün Şanslısı Sen Oldun Canım :)

Hahaha, çekmece temizliği senin işine yaradı :)

Bloğumun onuncu yıl çekilişinden bir hediye sahibini bulmamış.  O arayıp sormamış ben de unutmuşum. Dün elime geçti, bir baktım paketli falan hazır duruyor.

Gidip hiç üşenmeden katılanlara döndüm. Kim katılmış kim kazanamamış. İşte sana iki sene sonra yedekten çekiliş çıktı arkadaşım.

Adresin bende vardı zaten, ilk fırsatta yolluyorum :)

Vitrinin Çekmecelerinden Çıkamamak :)

Önce albüme yerleştirmediğim fotoğrafları bulup onları boş albümlere kelimenin tam anlamıyla sokuşturduktan sonra diğer çekmecelere el attım.

Yok yok orada. Tam elimin altında olduğu için defterlerim, kimi koleksyonlarım, kalemlerim, yemek tarifi kitaplarım (Özellikle ne pişirsem diye karar verememişsem işe yarıyorlar:), yabancı dilde kitaplarım falan.


Tabi en çok dikkatimi bu defterler çekiyor. Büyük bilet koleksyonumun küçük nüshaları :)

Bu fikir ilk Londra'da gelmişti aklıma. Bilgiç'le orada günlük gibi tuttuğumuz defterin dibi çok boş kalınca biletleri ve diğer bir sürü şeyi oraya yapıştırmaya karar vermiştim. 

Sonra Danimarka'nınkilere de aynı şeyi yaptım.

Dün akşam baktım Paris bir kese kâğıdında duruyor, onu da kendi defterine yerleştirdim hemen.

Ah, filmlerde falan böyle resimler çizilmiş,  bir şeyler yapıştırılmış günlüklere hayran hayran bakarım, bende hiç yetenek yok ama azimle bu kadar yapıyorum işte :)

Biletleri diğer ana defterdeki gibi ceplere yerleştirmek yerine bir uçlarından bantladım, böylece hem pratik oldu hem de arka yüzleri de gözüküyor :)





Asıl klasörden bir iki sayfa koyayım da yeni gelenler de tanışsın onunla  :)



Hepinize günaydın, harika anılar biriktireceğiniz bir güne açılsın sabahınız :)

21 Mart 2017 Salı

Ekinoks


İnce bir dengededir doğa , kimsenin kimseye hakkı geçmez

Biraz gece biraz gündüz, biraz bahar biraz güz,


Her sona bir başlangıç,  her yokuşa bir düz


İşin güzelliği burada, baksana.


Dağ olmasa vadi olmasa, gök olmasa deniz olmasa, renk renk olmasa, çeşit çeşit olmasa


Senin aksin benim gözümde yansımasa


Ne sıkıcı olurdu dünya...



20 Mart 2017 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi- Çocuklarıma Masal


Sabahtan beri birinci çekmecesinden ikiye geçemediğim vitrinde defterlerime bakıp şöyle bir yutkundum.

Metos'un aldığı sağdaki üç tanesinin yanısıra Can'dan itinayla el koyduğum diğerleri. Ama bende yazı namına tık yok. Ne acı.

Derken içinde listeler, parti hazırlıkları falan olan uyduruk bir deftere bakarken eski yazımı gördüm.  Bilgiç'in bir ödevi için masal yazması gerekirken ben de onunla yazmıştım bir şeyler.

Bloğa da koymuştum tabi.

Hemen onu yeniden yayımlamaya karar verdim, nostaljik pazartesi yazım da olur hem :)

6 Ocak 2011 Perşembe

Masal

Büyümüş, kocaman olmuştum artık. Küçükken hep istediğim gibi, büyümüştüm. Ben büyüdükçe hayal gücüm de gitgide küçülmüştü sanki. Bir sabah bir uyanmıştım ki hiç kalmamış. Hayal kuramaz olmuşum.

Kar tanelerinin şekerden olmasını, çikolata denizinde yüzmeyi, pastadan yapılmış masal evini unutmuşum. Artık kapı pervazları tırmanılacak yerler değil silinecek yüzeyler olmuş, balkonlar konser verdiğim sahneler değil çamaşır asılan yerlermiş, karşılıklı duran sandalyelere çadır kurulmuyor çarşaf kurutuluyormuş. Büyümüşüm.

Büyük insanların büyük işleri içinde koşuştururken, çok da düşünmezken unuttuğum güzellikleri (Unutmuşsan düşünmezsin zaten.), tam da çok önemli şeyler peşindeyken .... Bir bebek girmiş hayatıma. Bir bebek. Minicik, ciddi, sanki benim bilmediğim bir çok şeyi biliyormuş gibi gözüken.

Bir bebekle birlikte minik mucizeleri görmeye başamışım yeniden. Ellerim meselâ; parmaklarımın o mucizevi hareketleri. Uzanıp tutuvermeleri istedikleri her şeyi, hiç şaşırmadan. Ağzım meselâ; binlerce sesi çıkartabilmesi. Önce sesiz bir iki ayın sonunda " A gu" yu keşfetmesi. Sonra tüm dünyayı kelimelere dökebilmesi. Ayaklarım meselâ; kocaman vücudumu taşıması heryere tüy gibi.

Unuttuğum şarkıları hatırlarken birer birer başka şeyler de gelmeye başlamış aklıma.

Bebeklerim iki olmuş. Bir düşüncelinin ardından bir pervasız dalıvermiş hayatıma. Patates, bir tatates bir papapese dönüşmüş. Lezzeti hep aynı.

Onlar öğrendikçe ben hatırlamışım. Onların kahkahalarında hatırlamışım. Onların göz yaşlarında hatırlamışım.

Şimdi biliyorum, bir daha hiç eskisi kadar büyümeyeceğim ben. Hep noel babaya inanacağım. İhtiyacım olduğunda diş perisine vermek üzere dişleri saklayacağım. Bileceğim ki "Bakağsam, göğüğüm"

Ve bir gün benim bebeklerim de büyüyecek. Büyümek sevdasına unutacaklar pek çok şeyi. Süpercan oyununun içine girip oynamayı, ejderhaları, dinazorları bile unutacaklar.

İşte bu masal onlar için. Unutmasınlar sakın diye. Ben yanlarında olmasam da unutmasınlar yağmurda yürümeyi, deniz kıyısında taş toplamayı, yılbaşı ağacı süslemeyi, kar tanelerinin altında uzanmayı, minik maceralar yaşamayı.

"Ne güzel bir gün" diyerek hayatın o sıradan , bildik ama kocaman mucizelerine her zaman kucak açsınlar...

Nilüferlerin Arasına Şarkılar Sakladım :)









Oldukça Verimli Bir Hafta Olmuş :)

Gezip tozmuşuum, misafirliğe gitmişiim, misafir ağırlamışıım, sürpriz parti yapmışıım, bilgisayar odasını düzenlemiş beş kilo şey atmışıım, saçımı boyatıp kestirmişiim, festival filmlerinden seçmişiim, o arada yine ağrılar sızılar falan olmuş elimden geldiğince görmezden gelmişiim, okuma şenliği kitaplarımın son ikisine gelmişiim. Ay daha ne olsun.

Gelelim bu haftaya.

Yatak odası elden geçsin. Uzun zamandır giyilmeyenler elensin. Gardrobun üzerindeki hurçlara göz atılsın.

Salon çekmecelerine artık sıra gelsin. Her çekmeceden en az bir parça gidecek.

Cumartesi doğumgünü kutlayacağız.

Aynı gün festival biletleri satışa çıkıyor, gidip almalı.

Sakura görmeye gider miyim ki? Ondan emin değilim şimdi.

Bence bu haftaya bu kadar program yeter.

Kitabım var, Metos'la ders çalışmam var derken iki oda halletsem iyi. Nefes alırken ağrıyan sırtımı ve yukarı kaldıramadığım kolumu da unutmayalım. Neyse buz tedavisiyle en azından üzerimi değiştirirken azap çekmiyorum :)

Hepinize günaydın, güzel sürprizlerle dolu cıvıl cıvıl bir haftaya açılsın sabahınız :)

19 Mart 2017 Pazar

Bırak Akıp Gitsin


Bırak akıp gitsin üzerinden kırgınlıklar..


Bırak akıp gitsin umutsuzluklar.


Bırak akıp gitsin hayatından gereksiz sözler


Bırak akıp gitsin kinler, öfkeler


Sen derin bir nefes al


Çek bütün güzellikleri içine


Oradan bir gülüş buradan bir öpücük sakla


O kadarı yeter


Gerisi ağırlık yapmasın üzerine...


18 Mart 2017 Cumartesi

Bu Sefer de Erken Olmuş:)


 Sabah keyifsiz bir yazı yazmıştım. Dün akşam bir anda sırtıma dikilme girip nefes bile alamaz hale gelince sabah pek moralim yerinde değildi doğrusu.

Sonra Bilgiç'in işleri için dışarı çıkarken Can seni Nezahat Gökyiğit Botani Bahçesi'ne götüreyim mi bakalım sakuralara dedi.

Aslında yarın Metos'un arkadaşları geleceğinden evde işlerim olacaktı ama sırtımdan kıpırdayamayınca planlarımı hazıra kaydırıp bugünü dinlenmeye ayırmıştım. Hemen kabul ettim harika teklifi tabi :)


Sakuralara gidene kadar meyve ağaçları beni kendimden geçirdi.


Hava da geçen iki üç güne inat güneşli , yağmur sonrası pırıl pırıl.


İnanın gezerken sırtımdaki batışmalar azaldı, nefes almam kolaylaştı.


Anadolu yakasında oturup da bu parka hâlâ gitmemiş olanları kınıyorum arkadaşlar.


Gezerken içimin açıldığı, moralimin yerine geldiği, yapılanlara hayran olduğum bir yer.


Çocuklar için de harika.


İçeride kafe falan yok ama güzel bir piknik alanı var, gelip pikniğinizi yapıp sonra gezebilirsiniz.


 Yalnızsanız müziğinizi de alın, içerisi çok güzel ama otobanın arasındaki adacıklara kurulduğundan trafik sesi oluyor.


Ooo manolyaların açmasına az kalmış.







İşte sonunda Ertuğrul Adası'na varıyoruz.


Ama o da ne, açmamışlar :) Hahaha bu sene de yakalayamadım :D

Olsun batan Ertuğrul Firkateyni'ndeki şehitler anısına Japonya'dan hediye edilen bu sakuraları yine hayranlıkla izliyorum.

Çanakkale şehitlerimizi de orada bir kere daha anıyorum , şu an burada durup bu güzellikleri yaşayabiliyorsam onlar sayesinde..


Ve açmamış sakuralar aklıma çok sevdiğim bir şiiri de getiriyorlar.



Ya zamanından erken gelirim; 
Dünyaya geldiğim gibi, 


 Ya zamanından çok geç; 
Seni bu yaşta sevdiğim gibi. 


Mutluluğa hep geç kalırım; 
Hep erken giderim mutsuzluğa. 


Ya her şey bitmiştir çoktan, 
Ya hiçbir şey başlamamış. 



Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın 
Ölüme erken sevgiye geç. 


 Yine gecikmişim bağışla sevgilim; 
Sevgiye on kala, ölüme beş...
Aziz Nesin