Öncelikle hepinize güzel dilekleriniz için teşekkür ederim.
Dün üzerimden bir tır geçmiş gibi hissettiğimden akşama kadar bir sürü sağlıksız şey yedim ve yattım. Zaten bir gün önce balkon yıkarken düştüğümden sol kolum pek bir şey yapmama da izin verecek gibi değildi. ( İki düşme bir başıma geçen lamba, sanırım üçlemiş oluyoruz artık:)
Bu karman çorman dönemimde yine ne kadar şanslı olduğumu hissettim. Arkadaşlarım hep yanımdaydı.
Sizler burada sözlerinizle yüreğime dokundunuz.
Ne hikmetse fotoğraf çekmemişim ama Ferhan Ablam buradaydı. Any oğluşuyla bizdeydi, iki arkadaş gitmeden uzun uzun vakit geçirdiler.
Cuma akşamı ailece toplandık. Tezer, Müzoş ve şeker çocuklar da gelince keyifli bir gece geçti. Son aldığımız tişörtlerin kurumasını beklerken hediyeleri çantaya sıkıştırmak için yüksek möğendis bilgilerinden faydalanıp en sonunda her deliğe bir şey sıkıştırarak kapattık :)
Cumartesi sabahı ardımızdan su dökülerek hava alanına doğru yola çıktık. Uçak saatini beklerken Bodrum ekibi de Metos'u uğurlamaya geldi. Cıvıl cıvıl halimizle oğluşumu tam da olması gerektiği gibi neşe içinde yolcu ettik. O pasaport sırasındayken kardeşi gözyaşı döktü tabi ama olacak o kadar.
Üç aylık bir koşuşturma ve kafa yoğunluğunun ardından eve döndüğümüzde yatıp uyumuşum. Zaten hüzünlüyken uyurum ben. Buzdolabını açıp da su şişesini orada görene kadar iyi idare etmiştim aslında :)
Neyse, akşam yine böyle bir hüzün anında kendime kızdım. " Oğluşun çok mutlu ve harika bir maceraya gitti, kötü bir şey olmuş gibi ağlayıp durma" dedim. Eh, ben reklâm filmine bile bakıp ağlayabilen bir kadınım ne kadar etkisi olur bu sözlerimin bilmem :)
Sabah altı itibariyle oraya vardığını bildiren mesaj geldi. Ayrıntıları ben de sizin kadar merak ediyorum. Umarım bloğunu dediği gibi düzenli yazar. Yoksam, geçen sene on beş gün Londra'da kalıp beş kere aramış birisi olduğundan yandık anacım :)
Evvelsi günkü yazısı
şurada :) Koyduğu hareketli fotoya bayıldım yalnız :)