21 Nisan 2015 Salı

Kardeş Kardeşe :-)


Az önce birlikte berbere giden iki kafadar:-) Nasılsa ağabey oğlumun içinden gelmiş, özçekim yapmışlar:-) Yerim onları ben:-)

Boşluk-5

-Lerzan, hayatım, kapını kilitlememelisin bence. Zaten burada hiç kapatmayız ki biz. Hem ne olur ne olmaz, hastaneden yeni döndün, tek başınasın. Bak hayatını açık kapı kurtardı bir kere..

Tanımadığı yüze bakıp kimsiniz demesine fırsat bulamadan elindeki tencereyle birlikte mutfağa doğru ilerledi kadın.

-Hastaneye de geldim ama ziyaret saati değilmiş. Bir daha da fırsat bulamadım. Oğlanları bilirsin. Sana sevdiğin çorbadan pişirdim. Biraz da pilavla salata var. Aç mısın? Sıcak bunlar hemen otur ye isterden.

Karşı taraftaki sessizliği nihayet fark eden kadın dönüp ona baktı.

- Ah, ne kadar aptalım. Ben Mine, yan komşun. Birbirimize kahve içmeye uğrarız arada. Yani ben sana uğruyorum daha çok evden kaçmak için.
-Beni tanıyor musunuz? Yani özel hayatım hakkında bir şeyler biliyor musunuz?
-Çok değil. Bir tek eski eşin olduğunu biliyorum. Taner miydi. Ben yanındayken aramıştı da oradan aklımda kalmış. Sanırım yeni boşandınız. Akraban var mı bilmiyorum. Evine kimsenin geldiğini görmedim.

Bu arada sofrayı hazırlayıp yemekleri koymuştu. Mutfaktaki rahat hareketlerinden oraya yabancı olmadığı belliydi.

-Bu eşyalar benim değil her halde?
-Yok, Saniye Teyze eşyalı kiraladı sana. Eşinden ayrılınca tayin istemişsin. Eşyalar onda kaldı herhalde.
-Her halde öyle olmuş.
-Haydi gel otur. Tıpkı filmlerdeki gibi oldu valla. Ama orada hep hafızaları geri gelir.
-Umarım.
-Bak ne diyeceğim. Yarın seninle dışarı çıkarız. Etrafı öğretirim sana yeniden, okulu falan görürsün. Zaten küçücük bir yer ya, hemen öğrenilir merak etme.
-Çok iyi olur teşekkür ederim. Yemek için de ayrıca teşekkür ederim.
-Aaa, ne demek, şimdi gideyim ben. Yollara düşecek oğlanlar birazdan. Yarın görüşürüz.

Yediği yemek ve öğrendiği bir iki şey biraz daha iyi hissetmesini sağlamıştı. Hani değişik bir şehirde otele gidersin de ilk gece bir sıkıntı çöker yüreğine gezmeye bile gitmiş olsan diye geçirdi aklından. Ama bir iki güne kalmaz alışır, benimsersin orayı. Bu en zor gece, yarın daha iyi olacak.

Otel odalarında çok mu kaldım acaba diye düşündü hemen akabinde. Beyin nasıl bir işleyişe sahipti ki bazı şeyler tamamıyla kaybolurken bazıları sabit durabiliyordu. Umarım kendimi de kaybetmemişimdir diye mırıldandı. Beni ben yapan şeyleri unutmuş olmam benim ben olmamı engeller mi ki?

Bir anda çok yorgun hissetti kendisini. Eşini, eski eşinin aramak için numarası telefonunda var mı diye bakmak bile zor geldi. Uyusa, bu her şeyin yabancısı olduğu dünyadan biraz uzaklaşsa iyi gelecekmiş gibi hemen yatağa gitmek istedi..

Bu gece en zor gece, yarın daha iyi olacak diye tekrarlayarak çıktı merdivenleri...



Hikâye

Uzak Doğu'ya Kısa Bir Tur Atalım mı :)

Bilgisayarda gezinirken kıskandığım için pek bakmadığım Can'ın çektiği fotoğrafları gördüm. (Yaaa, ama cidden benim gibi gezenti bir hatuna işkence gibi eşinin iş gezileri, hımf )

Size Seul'den bir esinti getireyim madem dedim :)

Önce parkta yürüyüşümüzü yapalım.


Sonra bir evde çayımızı içeriz.


Üzerine biraz da alış veriş.. Eh gece hayatına da kısa bir bakış olabilir :)


Hepinize günaydın :)

Yeni yerler göreceğiniz, keyifli maceralarla dolu bir güne açılsın sabahınız :)

20 Nisan 2015 Pazartesi

Boşluk-4

Ertesi sabah nasıl gideceğini düşünürken kapısı çaldı.

-Veysel Bey beni aradı Lerzan Hanım. Hem çıkışınıza yardım edeyim hem de sizi evinize götüreyim dedim.

Yine gözlerine yaş dolunca sinirlendi kendisine Lerzan. Kendisini bir an evvel toplaması gerekiyordu. Derin bir nefes alıp başını dikleştirdi.

-Teşekkür ederim Sarp Bey. Buna gerçekten çok minnettar kalırım.
-Ne demek.. Sizinle duracak akrabanız, arkadaşınız bulunamadı mı daha?
-Kendimi bir bitki gibi hissetmeye başladım ben de.. Nedense yalnız birisiymişim gibi gelmiyordu ama.. Neyse, evde bir fikir edinebilirim her halde.
- Kesinlikle.. Çıkalım mı artık?
-Olur.

Evinin kapısında ayrıldı ondan. Doğrusu içeri davet etmesi gerekir diye korkmuştu biraz. Yabancı birisinin evine birisini davet etmek gibi gelmişti. Neyse ki anlayışlı adam ayrılmıştı bir şeye ihtiyacı olursa aramasını söyleyerek..

Kapıyı açıp içeri girdiğinde sanki bir anda her şeyi hatırlayabileceğini umut ediyordu ama evdeki eşyalar kendisine bir şey ifade etmedi.Zaten çok uzun süredir kalmıyormuşum diye düşündü. Eşyaların eskiliğine bakılırsa onlar da benden çok eve ait gibi duruyorlar.

Odaları hızlıca dolaştı. Hayatı ile ilgili bir ipucu elde etmek için bakındı.

Alt katta bir oda ve mutfak vardı. Üst katta da üç küçük oda ve banyo. Evde kitaplık, müzik cdleri falan bulunmaması garip geldi. Hele ki bir edebiyat öğretmeni ise. Sadece odalardan birisinde sözlükler, imlâ kılavuzu, edebiyat dergileri olan bir masaya rastlamasa, yoktan var olduğuna karar verecekti. Masanın üzerindeki dergileri karıştırdı, içlerinde kendisine ait bir şeyler bulurum umuduyla sayfaların arasına baktı. Çekmecelerde okunmuş sınav kâğıtları dışında hiçbir şey göremeyince inanamadı. Kimisini çıkartıp arkalarına bakmaya bile çalıştı..

Yeniden aşağı indi. Ne pencerenin önündeki harika sediri, ne camdan giren güneş ışığında parlayan çiçeklerin rengini görüyordu. Televizyonun olduğu dolabın raflarında bir şey var mı diye aradı. Bir kaç biblo ve bir dizi ansiklopedi dışında boş olduğundan işi pek uzun sürmedi. Telefonun olduğu konsolda rehber görünce çok sevindi. Fakat kısa sürede o rehberin de kendisine ait olmadığını hissetti.

Bir saat sonra kapının karşısında, düştüğü merdiven basamaklarında otururken paniğe kapılmamak için son gücünü kullanıyordu. Tamam kızım, bilgisayar oyunundasın, can hakların bitti oyunun başına atıldın.. Sakin ol, sakin ol...

Kapı çalındığında ne zamandır orada oturduğunu bilmiyordu.Yavaşça kalkıp kapıyı açtı..



Hikâye

Şu Köşeciğe İlişip Uyuyacağım :)

Cuma akşamına arkadaşla yemek ve sinema, cumartesi sabahı ev temizliği, öğlen arkadaşlarla buluşma ve film, akşam evde çay keyfine devam, pazar sabahı kahvaltıya misafir, öğlen karınlar acıkmaya başlayınca haydi bir de öğle yemeği ayarlama, akşam Bilgiç'in yığılan ödevlerini yaptırmak için sinir harbi, sabah dört buçukta işe gidecek olan Can'a kahvaltı derkeeeen yoruldum anacım ben..

Neyse bakalım geçen haftaya.. 

Film festivali bittiiii.. Harika bir on beş gün geçirdim.. Son beş senede toplasan bu kadar sinemaya gitmemişimdir herhalde.. Filmlerim de iki tanesi dışında gayet güzel çıktı. Bir ara hepsini listeleyeceğim buraya topluca :)

Bitireceğim dediğim iki kitaptan birisi bitti, diğeri çanta kitabım olduğundan ellememeye karar verdim, onun yerine Ayşe Kulin'in Hayal'ine başladım. Hayat hikâyesi ilham veriyor insana..

Kasetlerimi bilgisayara aktaramadım zira yine formatladılar bizim bilgisayarı. Bilgiç efendi ne bulsa kurup denediğinden kısa sürede çoplüğe dönüyor. Neyse bu hafta bu işe el atacağım.

Dişçiden randevuyu da bugün halletmeliyim.

Yapbozu hiç elleyemedim, gezenti ben evde durmayınca tabi..

Neyse, önümüze bakalım şimdi.

☻Geçen haftadan kalan işlerini toparla.
Metehan'a gitar kursu ayarla.
Japonca kursu da istiyordu, bak bakalım ne zaman başlıyor.
☻Kelebek Mobilya'ya gidip şu koltuklarını kaplıyorlar mı, ne kadar tutuyor öğren bakalım.
☻Nezahat Gökyiğit botanik bahçesine gidip fotoğraf çek, ağaçlar çiçektedir şimdi.


Şimdi biraz sabah keyif ardından ütü kardeşle verilmiş bir randevumuz var. 

Hepinize günaydın.

Enerjik ve renkli bir haftaya açılsın sabahınız :)

19 Nisan 2015 Pazar

Bugün


Hamile ve hasta bir kadın taksiye binip şöförden kendisini hastaneye götürmesini ister.

Hüzünlü ve yüreğe dokunan bir öykü bu:-)


Hüzünlü ve çok güzel....

18 Nisan 2015 Cumartesi

Çöplük

Başından sonuna soluksuz izlediğimiz bir filmdi.


Brezilya'nın arka yüzünde, çöplükte çalışarak yaşayan insanların arasından bir çocuk cüzdan bulursa..


Cüzdanın peşinde polis de varsa..


 Doğru olanı yapmaya çalışan çocuklara neler olacak?


İzlemelisiniz bence :)

17 Nisan 2015 Cuma

Boşluk-3

-Hemşire Hanım !
- Hemşire Hanımın bir ismi yok mu?
- Efendim?
- Hemşire hanım, müdire hanım, memur bey diye hitapları sevmem de pek,ismi yok mu hemşire hanımın?
- Kendinizden haberiniz yok ama hemşire hanım denmesini sevmiyorsunuz demek, ilginç. Sürekli nöbet değiştiğinden içeride kim var bilmiyorum, o yüzden böyle çağırıyorum. Mantıklı bir açıklama oldu mu?
-Sinirli birisiniz her halde siz.
- Ha ha ha, asıl ben sizin öyle olduğunuzu düşünüyordum.
-Buna verecek bir cevabım yok doğrusu. Şu anda içinde bulunduğum ruh halinde sinirden zıplamak üzere olduğum bir gerçek ama.
-Haydi üzmeyin kendinizi, bir sorun varsa bulacağız.

Üçü birlikte diğer bir kata giderken hastaneyi inceledi Lerzan.

-Bir şey sormak istiyorum.
-Tabi buyrun.
- Küçük bir sahil kasabasındaymışız.
-Evet.
-Bu hastane kocaman ve modern.
-Aaa, hastanemiz öyledir diye cevapladı hemşire. Buralı bir ailenin oğlu yıllarca yurt dışında adını bilmediğim bir üniversite hastanesinde doktorluk ve hocalık yapmış. Emeklilik zamanı yaklaştığında kendi kasabasında böyle bir tesis açmaya karar vermiş.
-Delilik gibi geldi bana.
-Evet öyleymiş ihtimal ama gün geçtikçe büyüyor burası.
- Peki ben nasıl özel bir hastanede kalıyorum.
-Açıkçası acil diye hemen buraya getirildiniz. Sonra özel sigortalı olduğunuz ortaya çıkınca.
-Özel sigortam mı varmış? Devlet lisesinde öğretmenim sanıyordum..
-Bilemeyeceğim artık o kadarını.

Bir hafta geçmişti hastanede ama belirsizlik ve boşluk hissi geçmemişti. Ne tuhaf diye düşündü, sanki her şeyi unutursak mutlu oluruz gibi gelir insana ama bu tam tersine çok sinir bozucu bir durum.

Telefonundaki numaralar bir bir arayıp geçmiş olsun demişlerdi. Çoğu buradaki okuldan tanıdıkları ve komşularıydı. Sanki bu kasabaya gelmeden önce kimse yokmuş hayatımda, nasıl bir insanmışım ben diye mırıldandı.

Ertesi sabah taburcu ediliyordu. Bütün taramalar temiz çıkmıştı, bilim sağlıklısın diyordu. Doktorlar her şeyin yavaş yavaş yerine oturacağını düşünüyorlardı. Ya oturmazsa? Ya oturmazsa ne yapacağım? Evimi, işimi, kimseyi bilmiyorum. Öğretmenlik yapabilir miyim? Ya da nasıl yaparım? Onu da bilmiyorum. Kendimi de bilmiyorum. Ne severim, ne dinlerim, kitap mı okurum, film mi izlerim?

Göz yaşlarını tutamadı artık. Doktor Veysel içeri girdiğinde onu ağlarken buldu. Sessizce akıyordu göz yaşları..

- Aa ,Lerzan Hanım, yapmayın, size hiç yakışmıyor bu.
-Bana neyin yakışıp neyin yakışmadığını bile bilmiyoruz doktor, onu bile bilmiyoruz..
-Bakın her şey yoluna girer.

Nefret etmişti bu sözden artık..

-Evinize gittiğinizde orada bulacaksınızdır çoğu şeyi.

Eve dönmek bile zor geliyordu ona şu anda. Dünya üzerine bildiği yegâne yer bu hastane odasıydı. Şimdi buradan ayrılıp yabancı bir ortama girecek olması içine sıkıntı basmasına sebep oluyordu.

Sonsuza dek burada saklanamazsın ya diye söylendi kendisine. Ya da daha doğrusu kendinden saklanan hayatının dönmesini bekleyemezsin ya, gidip araman gerek..


Hikâye

Ben de bu hikâyeyi yazıp duruyorum ama ne tepki ne bişi, Tı tı tı...

Turistik Alışverişlerim :-)



Kim Korkar Hain Kurttan :-)

Biraz nostalji yapalım diyerek 1966 yapımı bu filme gittik. Doğrusu televizyonda rastlasam sonuna kadar izlemezdim her halde. Ama Elizabeth Taylor 'u seyrederken geçti iki saatten uzun süren film:-)



Bu iki hatun da oscar almış. Bence oyunculukların yanında filmi bu kadar ünlü kılan şimdi bizim için çok normal gelen küfürler ve cinsel konuşmalar olmalı.

Filmin adı Who'se Afraid Of Big Bad Wolf olacakmış ama Walt Disney'den çok yüksek telif hakkı istenince Virginia Woolf'a çevirilmiş. Bir tek bizde hain kurt olarak kalmış:-)

İki saat boyunca depresif dört tipi izlemek içimi sıksa da bu filmi de izlemiş oldum işte:-)