14 Kasım 2014 Cuma

§

Keşke blog yazmayı bırakanlar, blog arkadaşlarını da bırakmasa...

Ya da ben etkilenmesem bu kadar , merak etmesem, üzülmesem.. Ya da kendimi önemsenmiyor ve umursanmıyor hissetmesem..

Buldum Bulmasına da:-)

Bu günlerde ciddi bir tatile ihtiyacım var. Yemek yapasım yok, bulaşık, çamaşır, ütü, temizlik hiçbir şey yapasım yok.

Dedim ki her halde evde durmaktan sıkıldım. İş hayatına mı atılsam. ( İş hayatının beni kollarını açmış beklediğini farz ediyoruz şimdi, mesela dedik:-)

Tutkuyla yapmak istediğim pek bir şey yok. Vakti zamanında okulda kalsaymışım iyi olacakmış ama o fırsat da gitti. Hem işe gitmek de istemiyorum.

E, patla Handan o zaman derkeen... Buldum !

Prenses olucam ben:-)

Ay tamam prensese yaşım geçmiş olabilir, ana kraliçe olsun o zaman:-)

Günaydın :-)

En büyük hayallerinizin gerçekleştiği sihirli bir güne açılsın sabahınız:-)

13 Kasım 2014 Perşembe

Kendime Not

Yarın ilk iş fotoğraf makinasını kapıp bu güzel küçük ağacın fotoğrafını çek:-)



Güneşin Olsun Gönlünde


Ve her şey iyi olacak...

Günaydın millet. Sabaha yakışır bir fotoğraf bulayım dedim. Can'ın çektiklerinden kaptım bir tane. Ben diyeyim Bankok sen de Katmandu. Nerde çekmiş hiç bilmiyorum şimdi:-)

Başlık ve ilk söz Casar Flaischlen'ın bir şiirinden alıntı, tamamı şurada. Gidip bir okuyun derim, ben öyle yaptım, yine iyi geldi ruhuma.

12 Kasım 2014 Çarşamba

Lütfen

Bir Allah'ın kulu bana ormana hazır çim döşemenin mantığını anlatabilir mi acaba ? Tek bir anlamlı neden var mı? En garip işler konusunda Guinness'e girmeye çalışmak dışında bir cevap bulamamaktayım da...

Boş Durmuyorum:-)

Bir yandan ingilizce  e-kitap okuyorum, Alice's Adventures in Wonderland. E-kitap çok sevdiğim birşey değil ama bilmediğim kelimeleri sözlükten bakması daha kolay oluyor.

Bir yandan da işaret dilinin a harfinden iki üc kelime öğrenmeye çalışıyorum. Ağabey, abla, acele, açık, acımak, acı, acıkmak şimdilik aklımda kalanlar:-) Artık iletişime açığım bak bu kelimelerle sırtım yere gelmez:-)

Hafızama lâf söyleyeceğim sırada Assurnasirpal geliyor aklıma, yapabilirsin Handan diyorum.

Ne demek istediğimi sorarsan: Çocuklarla Arkeoloji Müzesi'ni gezerken dedim ki onlara, haydi bu adamın ismini aklımızda tutmaya çalışalım.( Bu adam da II. Aşurnasirpal, MÖ 883 ve 859 yılları arasında hüküm sürmüş olan Asur kralı. II. Tukulti-Ninurta'nın oğlu olan olan Aşurnasirpal kendisinde sonra kral olan III. Şalmanezer'in babasıdır oluyor:-) Ertesi gün hatırlayan bir tek ben vardım. Demek ki gri hücreciklerimi iyi programlarsam hâlâ işe yarayabiliyorlarmış:-)



And Oscar Goes To...

Başlığın türkçesini yazayım dedim ama cümle yapısını uyduramadım:-)

Yok henüz oscar zamanı gelmedi. Ben his tanımlaması yapıyorum şu an:-)

On altı yılı devirmeme az kaldı annelikte. Harika bir anneyim diyemeyeceğim, ne yazık ki hiç o kadar sabırlı olamadım. Sinirli ve çekilmez olduğum zamanlar boldur. ( Çoğunlukla hakkediyorlar ama neyse:-)

Yine de dengede tutmayı çalışırım her şeyi. Kızgınlıklarımın yanında güzel şeyleri de söylerim örneğin. Hep öğüt veren konuşmalar ya da nutuklar çekmek değil gerçek sohbetler yapmaya da çalışırım. Bol bol öperim. Gık diyen olursa o kadar altını temizledim tabii ki istediğimi yaparım diye sustururum:-)

Hele çocuklarım da benimle aynı şeylerden hoşlandıklarında keyfim iyice artar. ( Gerçi müzik konusunda çok emin değilim, her konsere ben de gelicem diyorlar, eee, biletler ne kadar pahalı biliyor musunuz siz:-) Kitap konusunda da Can biraz huzursuz olabilir:-)

Neyse konuyu çok uzattım. Metehan geçenlerde arkadaşlarım cool olduğunu düşünüyorlar anne dedi. Nedenmiş o dedim. Ne bileyim, dinlediğin müzikler, şiirler falan dedi. Belki daha fazla da anlatmıştır gerisinde ben uçtuydum hatırlamıyorum:-)

Var yaa.. Oscar almış kadar mutlu oldum:-)

Havalıyım millet ben:-) Gençler diyor valla:-)

Bu arada diğer rakçı anneler nerde anacım. Bu çocuklar niye benim dinlediğim şarkıları duyunca şok oluyor. Stad dolusu konserlerde bir sürü kız vardı, onlar çocuk doğurmadı mı, doğurduysa nerede yaşıyorlar, ben niye sap gibi kaldım. Ha?

11 Kasım 2014 Salı

Ne Zamandır Aradığım Poz...


Çektiğim fotoğrafların çoğu sıradan geliyor, siliyorum... Ama bu tam istediğim gibi olmuş. Hem de hiç el değmemiş, fotoğraf makinasından nasıl çıktıysa tam öyle :)

Bir de ağaçlara baktıkça ağlayasım gelmeseydi iyiydi...

Ya Ben Yıllarca Villada Kalmışım da Haberim Yok

Canım sıkılınca ev ilânlarına bakarım bazen. İki yılda bir ayakkabı beğenip alamayan bir insanın ev bulması da bayağı zor takdir edersiniz ki. Evi biraz beğenmeye başladığımda fiyat uçmuş oluyor zaten.

İlanlardaki fotoğraflarda ilk pencereye bakıyorum, oradan karşı evin penceresi gözüküyorsa içinde her nevi lüks olsa da benim için bitiyor .

Şimdi villa diye evler satıyorlar. Dört katlı falan olma saçmalıklarını geçtim. ( Dört kat yahu, dört kat, in çık bitmez, düşünmesi bile fena) Evler bitişik düzen, bahçede masa atacak yer yok neredeyse, kapının önünde iki lâf etsen beş aile dinleyecek.. İnsan utanır ona villa demeye. Toplu konut bildiğin.

Onca yıl İzmir'de oturduğum lojman evi o villalardan konforluydu inanın. Duvardaki kocaman çatlakları, temeli olmadığından sağa sola yatmaktan arada bir açılan ya da kapanmayan kapıları ve national geographici aratmayan börtü böceğiyle yine de daha iyiydi, hiç olmazsa kimseyle burun buruna değildim.

Villaymış, pöh...

Sabah Plânları

Acaba kitap fuarına bir kaçamak mı yapsam dedim ama pazar günü tam yedi saatini yolda geçirmiş biri olarak üşendim . Ben de evimle ilgilenip tembellik yapacağım asla ama asla haberleri açmayıp alt üst olan moralimi biraz toparlamaya çalışacağım bir gün geçirmeye karar verdim. 

Ütü, yemek temizlik derken ihtimal akşam olur ama neyse:-) 

Dün mobilya boyamayı araştırdım internette biraz. Ne zamandır aklımda ama tam da karar veremedim. On yedi yıllık salon takımım kütür kütür ve kullanışlı. Yeni modellere bir baktım o bit kadar vitrinler benim hiçbir şeyimi toplamaz. Beğenemedim bir türlü. Benimkiler bir tek taşınırken çizildiler biraz . Ama renklerinden sıkıldım en çok. Aslında tam da emin olamıyorum, salonun yer renginden dolayı da öyle hissediyor olabilirim. Kiraz ağacı rengi gibi , dolayısıyla boğuluyor herşey. Neyse ben boyar mıyım bilinmez ama bir site keşfettim. Turuncu Oda diye. Bu boyama işlemlerini benim gibi hiç alâkasız olanlar için o kadar güzel anlatmış ki. Hem yazılı hem videolu , bayıldım:-) ( Site için tıklayın)

Aganta Burina Burinata'yı okuyorum. ( Belki bugün okumam, çocukların kitaplığından eğlenceli bir şey seçerim. Afacan Beşler meselâ, şurada yaptığımız gibi mini bir keyif olabilir) Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın Robert Koleji üzerine Oxford Üniversite'si mezunu olduğunu öğrendim. Ah ne güzel okullar ne güzel:-) 

Evet bir ortaya karışık postun daha sonuna gelirken hepinize huzurlu bir gün diliyorum. Çevrenizde bir ağaç varsa dokunun gövdesine, nasıl mutlu ettiğini hissedin vakit geç olmadan...

Son olarak da bağırmak istiyorum..

AGANTA, BURİNA, BURİNATA.....