24 Kasım 2015 Salı

Boşluk 22

Gece geldiği gibi aniden geçen baş ağrısının ardından uyku tutmayıp film izleyerek geçince sabah geç uyandı.

Metin Bey kapıyı çaldığında daha yeni kalkıyordu.

-Günaydın Lerzan Hanım erken mi geldim yoksa?
- Hayır hayır ben uyuyakalmışım, lütfen siz buyrun oturun hemen hazırlanıyorum.
-Ben bahçedeyim o zaman. Aceleye gerek yok, siz rahat olun.

Yarım saat sonra arabaya binmiş tepelere doğru gitmeye başlamışlardı. Önce bir yerde kahvaltı yapıp oradan da yürüyüşe çıkıp fotoğraf çekeceklerdi.

-Demek doktorunuz olaya el koydu Lerzan Hanım.
-Ya evet.
-Başağrılarınızdan söz ettiniz mi?
- Söyledim. Hemen hastaneye götürecekti beni neredeyse.
-Ama haklı bu konuda bence de, hiç doğru değil yaptığınız.
-Haklısınız. Ama pek güzel anılarım yok o adamla. Ha ha ha yani hastaneyle. Gitmek istemiyorum hiç.
-Başka bir yere gidelim o zaman.
-Yok yok, hastanenin suçu değil benim ruh halim. Neyse canım daha güzel konulara bakalım biz. Hava tam gezmelik değil mi?
-Evet evet. Bakın dediğim kahvaltı mekânına da geldik. Henüz etraf sakinken rahat rahat oturabiliriz burada.

Lerzan onunla vakit geçirmekten ne kadar hoşlandığını düşündü bir kere daha. Yanında huzur duyduğu tek insandı şu sıralar. Bir de şu boşluk ve soru işaretleri olmasaydı çok mutluydu bu kasabada yaşamaktan aslında. Gelgelelim o kadar çok soru vardı ki.

-Daldınız Lerzan Hanım.
-Kusura bakmayın Metin Bey uykusuzlukta kafa karışıklığım daha belirginleşti sanırım.
-Dönebiliriz isterseniz.
-Hayır hayır sizinle olmak bana çok iyi geliyor.

Sessizce çaylarını içtiler yemyeşil manzaraya bakarak.

Yavaş yavaş kalabalıklaşan masalar sessizliği bozmaya başlayınca oradan ayrılarak yürüyüşe çıktılar. Metin Bey büyük bir fotoğraf makinası getirmişti yanında. Lerzan'ın da küçük bir makinası vardı. Para sıkıntısı çekmediğini anlayınca almıştı kendisine bir tane.

Ağaçların arasından süzülen ışık huzmeleri, daldaki kuşlar, minik çiçekler ne bulsalar mutlulukla fotoğraflıyorlardı.

- A bakın bakın bir kertenkele var burada

Dedi Lerzan heyecanla Metin Bey'e. Onu fotoğraflamaya çalışırken yine ağrı saplandı başına. Durup başını ellerinin arasına aldı.

-Lerzan Hanım...İyi misiniz.. Lerzan Hanım. Oturalım şuraya gelin.
-Geçti merak etmeyin dedi kadın.

Bir ağacın dibine oturup durdular bir müddet.
-Hemen dönüp hastaneye gidelim bence.
-Yok yok geçti bile. Biraz oturalım burada yeter.

Yan yana otururken onun omzuna başını yaslamak dünyanın en doğal şeyi gibi geldi bir an Lerzan'a, yavaşça yasladı başını. İrkilen adam sesini çıkartmadı bir müddet, sonra elini tuttu kadının. Gözyaşlarının sebebini bilmiyordu Lerzan ama akmaları çok iyi gelmişti.

Bir müddet sonra başını kaldırıp
-Bakın şu küçük kertenkelenin yaptığına dedi gülümseyerek.
Gülümsedi adam da ona.

Dünyadan, geçmişten ve gelecekten uzakta gibi ama bir taraftan da dünyanın, geçmişin ve geleceğin tam da ortasında başbaşa bir adamla bir kadın yüreklerindeki yükleri daha rahat kaldırmak için elele tutuşarak öylece durdular. Kıpırdasalar bütün dengeleri kaybolacak gibi hiç ses çıkartmadan, birbirlerinin ellerinin sıcaklığında kaybolarak öylece durdular..




Hikâye

2 yorum: