26 Haziran 2015 Cuma

Boşluk-18

Facebook hesabına baktı büyük bir heyecanla. Şaşırttı gördükleri. Bu kadar aktif kullandığını düşünmemişti. Elli atmış kadar kitap yazısı vardı. Yüz kadar da takipçisi. Sınıflarındaki öğrencileriydi ihtimal onlar. Bir iki tane yazısını okudu. Her kitabı bitirdiğinde birisine vardiğini fark etti. Onlar da birbirlerine veriyorlardı hatta.

- Bir şeyler bulabildiniz mi, gülümsüyorsunuz Lerzan Hanım.
- Evde neden hiç kitabım olmadığını buldum Metin Bey ve bu beni nasıl mutlu etti anlatamam.
- Aa, okulun kütüphanesi siz geldiğinizden beri zenginleşiyor Lerzan Hanım, sizden görüp ben de öyle yapmaya başladım , okuduğumu çocuklarla paylaşıyorum.
- Nasıl rahatladım anlatamam Çiğdem Hanım, eve gidip de hiç kitap göremediğimde öğretmenliğimin çok kötü olduğunu düşünmüştüm, hangi edebiyat öğretmeninin hiç kitabı olmaz ki demiştim kendi kendime.
- Siz bu yazılanları da okuyun, bakın bakalım hangi öğretmenin olmazmış.
-Teşekkür ederim, okuyacağım tüm kâğıtları.

Biraz daha baktıktan sonra kapattı bilgisayarı .

-Bu hesaplarda özel hayatımla ilgili pek bir şey yok . Yalnızca okul ve takip ettiğim köşe yazarları . Ketum bir insanmışım her halde. Ya da yalnız.
- Yine de bugün ilerleme sağladınız değil mi?
- Evet, sanırım öyle. Neyse, ben yeni bir teneffüs zili çalmadan eşyalarımı alıp gideyim en iyisi. Sizin dersiniz vardır Metin Bey, hiç rahatsız olmayın.
- İsterseniz ben akşama uğrayıp size bırakayım bunları, ağır gelmesin. Siz dizüstü bilgisayarınızı alın yalnızca.
-Size sürekli zahmet veriyorum.
- Ne demek.
- O zaman akşam uğradığınızda yemek benden, tamam mı .
-Tamam, olur.

Oradan ayrılan Lerzan, ağır ağır yürüyerek evine doğru giderken çarşıya uğramaya karar verdi. Etraf cıvıl cıvıldı. Bir hediyelik eşya dükkânında etrafına bakarken karşısındaki turistle anlaşmaya çalışan tezgâhtarı gördü.

- Sevil Ablaa, ama ben anlamıyorum ki fransızca, o da ingilizce bilmiyor.

Dikkatle dinleyince adamın dediklerini gayet rahat anladığını fark etti. Yanına gidip konuşmaya başladı.

-Bu elindeki buzdolabı manyetlerinden onbeş tane almak istiyormuş, var mı diye soruyor.
- Bakim. Var var, hemen getiriyorum. Teşekkür ederim.
- Rica ederim.

Bak sen şu işe, hiç zorlanmadan fransızca konuşabiliyormuşum. Daha ne sürprizlerin var bana bakalım Lerzan Hanım diye aklından geçirdi oradan ayrılırken.

Alış verişini tamamlayıp evine giderken Mine gördü onu.

- Lerzan, seni görmek ne güzel. Nasılsın? Dün gece gördüm ışığını ama uğrayamadım.
- İyiyim. Hastaneden kurtulduğum için mutluyum bile denilebilir.
- O gün beni çok korkuttun. Neyse, toparlanmışsın, bu iyi.
- İyi yanından bakmaya çalışıyorum. O gün hatırladığım neydi bilmiyorum ama sonuçta bir şeyler hatırlamaya başlamış olabilirim diye umutlanıyorum.
- Doğru diyorsun.
- Neyse gideyim ben artık. Sabah okula gittim, üzerine de alış veriş, yoruldum biraz.
-Tabi tabi, tutmayayım ben seni. Görüşürüz.
- Görüşürüz.



Hikâye

6 yorum:

  1. bunda da çıkmadı bir şey:( sonunu çok merak ediyorum. En nefret ettiğim huyum kitapların ilk arka sayfasını okuyorum ben sonra ön sözünü okuyorum. Diyeceğim o ki çatlıycam meraktan ipucu ver.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de çok merak edersem bir göz atarım en son sayfaya Sevinç:-) Burada tek sorun, bu hikâyenin henüz son sayfası yazılmadı:-D

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Siz böyle dedikçe ben de keyifle yazıyorum GeCe :-)

      Sil
  3. Eheh ben bu hikayeyi okuyacam :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de yaasam iyi olacak Şenay:-)

      Sil