15 Nisan 2015 Çarşamba

Boşluk-2

Doktor ona gülümseyerek odadan çıktıktan sonra yalnız kalınca, nefes alamayacakmış gibi geldi bir an. O kadar çaresiz ve sıkışmış hissediyordu ki. Nasıl olabilmişti bu. Benim başıma nasıl geldi böyle bir şey diye düşünürken acıyla "benim" dediği kişi ile ilgili hiçbir şey bilmediğini hatırlattı kendine. Kimdi bu "ben" ?

Neyse hemşire iğne yaptı o sırada da üzerine gelen rahatlıkla uykuya daldı yeniden.

Sabah gözünü açtığında hâlâ büyük boşluk tarafından yutulmuş olduğunu anladı üzüntüyle. Tahliller yapılıyor. Kan değerleri , tansiyon ölçülüyor, yanındaki aletten gelen ditlemeler hayatta olduğunu söylüyordu. Ama o hayatla ilgili en ufak bir bilgisi yoktu.

Nihayet onu kendi haline bıraktıklarında hastaneye getirilirken çantasını da almayı akıl eden kişiye teşekkür ederek içinde ne var ne yok diye baktı. Cep telefonunda kayıtlı fazla bir isim yoktu. Soyadı benzerliği olan birileri, annem, babam, aşkım falan da yazmıyordu. Düz bir ekranı, standart bir arka planı olan sıradan bir telefondu bu. Bayağı eski olduğu belliydi.

Çantadan defter, kalem, kolonya, güneş kremi, ruj ve ayna cıktı. Hassas tenli, yazmayı seven - gerçi defterde yazan bir şey de yoktu ya- sade biriymişim her halde diye geçirdi aklından. Edebiyat öğretmeni mi diye düşündü. Ne bir şiir ne kitap hatırlıyordu. En azından öyle şeyleri hatırlamam gerekmez miydi acaba diye mırıldandı kendi kendisine.

Pencerenin önünde bir kuş ötmeye başladı. Kafasının içine bakmaktan dışarı göz atmamıştı hiç. Ağaçlardan baharın gelmekte olduğunu anladı.. Doğanın yeniden doğuşu gibi ben de bekliyorum sanki diye geçirdi aklından. Kuş ötmeye devam ediyordu pervasızca..

O sırada içeri giren adama "Bu kuşun adı nedir?" diye sordu.

Ona muzipçe bakan adam

-Kendisiyle tanışmadık, söylemedi bana ismini diye cevapladı gülümseyerek.
-Çok komik! Cinsini soruyorum tabi ki..Hem siz kimsiniz?
- Bu daha mantıklı bir soru oldu ama ilkini cevaplayayım önce.O bir sığırcık. Çok güzel ötüyor değil mi? Buralarda pek sık rastlanmaz, sizin şansınıza.
- Ve siz?
- Ben Sarp.
-Beni bulan komşum.
-Hatırlıyorsunuz?
-Hayır, Veysel Bey söylemişti. Size teşekkür borçluyum sanırım.
-Aslında bana değil, kedime borçlusunuz. Sizin bahçeye kaçmış olmasaydı sizi duymama imkân yoktu. Sanırım dışarı çıkmak üzereydiniz, kapınız açıktı. Size seslendim, cevap gelmeyince de..

Kısa bir sessizlik oldu. Karşısındaki ufak tefek, ince yapılı, zarif görünüşlü adama bakıp hatırlamaya çalıştı. Ama en ufak bir fikri yoktu onunla ilgili..

-Biz.. Nasıl desem, tanışıyor muyduk? Yani arkadaş mı? Ne bileyim işte..
- Ben geçen hafta taşınmıştım. Kedim sizin bahçenizi pek sevdiğinden bir iki kere karşılaşmıştık.

Derin bir nefes alan kadın kapana kısılmışlık duygusundan uzaklaşmaya çalıştı..

-Çok zor olmalı.
-Evet.. Nerede olduğumuzu bile bilmiyorum örneğin.
-Hastanedeyiz ya..
-Soru - cevap konusunda pek iyi değiliz galiba diyerek ilk defa gülümsedi.. Hangi şehirdeyiz demek istedim.
- Ah, Balıkesir'in sahilde küçük bir kasabasındayız. Balıkesir'i biliyorsunuz değil mi?
- Evet, o kadarını biliyorum sanırım.
-Bakın, bu da bir şeydir. Hepsi bir bir yerine oturacak bence.

O sırada içeri Doktor Veysel girdi.

-Ooo misafiriniz de varmış Lerzan Hanım. Nasılsınız bu sabah?
-Aynı dedi kadın gözlerinde beliren yaşları zor tutarak.
-Tamam. Acele etmeyin, zaman tanıyın kendinize biraz. Yakın akrabanız, tanıdığınız kimse bulabildiniz mi?
-Hayır. Yalnızmışım galiba. Telefonumdaki isimler de bana bir şey ifade etmedi.
-Haydi sizi bir defa daha muayene edelim.
-Ben de izninizle kalkayım. Tekrar geçmiş olsun Lerzan Hanım. Yardım edebileceğim bir şey olursa lütfen söyleyin. Telefon numaramı da bırakayım size.

Lerzan, karşısında duran iki adama baktı. İkisi de kendisiyle aynı yaşlarda gibi gözüküyorlardı.  Yalnız doktor diğerinin yanında uzun boylu, kilolu ve kocaman kalıyordu.

-İncelendiklerini fark eden Sarp sordu.

-Bir şey mi oldu?
-Hayır hayır.. Hayatım boyunca tanımış olduğum bütün insanların bu odada olduğunu düşünüyordum.
- Nasıl yani diye araya girdi Veysel.
- Siz ikinizden başka bildiğim kimse yok ya şu anda, onu demeye çalışıyorum.
-Evet evet, tabi. Neyse Sarp Bey, siz çıkıyordunuz sanırım. Biz de Lerzan Hanım'ı tetkikler için alalım.




Hikâye

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder