16 Mart 2015 Pazartesi

8

Terminalde arabadan indiğinde bir sürü meraklı gözle çevrildi etrafı. Adama el sallayıp biletini almaya giderken derin bir nefes aldı. Bir an durup siz kendi işinize baksanıza diye bağırmak istediyse omuzunu silkip hızla ilerledi. Ne tuhaf, insanların bu kadar başka hayatlara meraklı olup her fırsatta kötülemeye meyilli olmaları. Benim ne yaptığımla ne gibi bir alâkaları olabilir, kimseye bir zararım olmadığı sürece diye geçirdi aklından.

Otobüse oturduğunda kulağına kulaklığını takıp başını cama yasladı. Gözünün önünden geçen yollar, evler, insanlar değil de zamanın ta kendisiydi sanki. Kendisi duruyor, zaman akıp gidiyordu üzerinden... Hep sevmişti otobüs yolculuklarını. Kendisini hayata teslim edip, sakin, bir şey yapmadan, daha da iyisi yapmak zorunda olmadan izlemek iyi gelmişti ruhuna hep...

Yanında oturan kadının omzuna dokunmasıyla irkildi. Kimseyle konuşmak, sorulara cevap vermek, manasız ve sinir bozucu bir muhabbete girmek istemiyordu.

- Afedersiniz korkutmak istemedim, nerede ineceğinizi soruyordu muavin de.

Bak şimdi gerçekten şaşırdın kızım dedi kendi kendisine, ne zaman sürekli alarm durumuna geçmişim ben böyle. Ya da ne zaman beni bu hale getirmişler mi demeliyim...

Keşke daha uzun sürseydi diye içinden geçirdiği bir saatlik yolculuğun ardından şehire indiğinde biraz daha oyalanmak için bir büfeden tost ve çay alarak yol kenarındaki küçük parktaki banka oturdu. Elleri soğuktan titremiyordu, içi o kadar huzursuzdu ki soğuğu hissetmiyordu bile. Her şeyi aklından silip içindeki kaşarı erimiş çıtır tost ve sıcacık çayın keydini sürmeye çalıştı ama çok da becerebildiğini söyleyemezdi. Yanında dolaşan serçeleri görünce bitiremediği yemeğini onlara vermeye başladı. Minik, zıplayarak dolaşan bu güzellikler iyi ki var diye geçirdi aklından.. Başını kaldırıp ağaçların çıplak dallarını seyretti sonra. Bu kadar araba, ev, insan kalabalığının arasında pek küçük ve cılız duruyorlardı ama yine de gururla uzanıyorlardı gökyüzüne.

Ayağa kalktı, elindeki son kırıntıları attı cıvıltılara, güç almak istercesine bir ağacın gövdesine dokundu, yavaşca ayrıldı oradan...

12 yorum:

  1. "Ya da ne zaman beni bu hale getirmişler"

    Bu hikayede bunu merak ettim ben Handan... Kalemine sağlık arkadaşım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah ben de nasıl merak ediyorum bir bilsen Şebnem:-) Teşekkür ederim canım.

      Sil
  2. Hem mekan hem duyu betimlemelerin öyle güzel ki resmen okurken yaşıyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim GeCe, doğrusu yorumlarınız olmasa devamını getirmeyebilirdim.

      Sil
  3. Handan öyle tatlı tatlı anlatıyorsun ki, bir ağacın gövdesine yaslanıp rüyalara dalasım geliyor :)
    Mutlu akşamlar canımın içi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anlatabiliyor muyum Hamiyet, pek güvensizim bu konuda:-) Teşekkürler canım:-)

      Sil
    2. Gayet güzel anlatıyorsun, hatta şöyle uzanıp koltuğa sen böyle anlatsan ben dinlesem valla öyle yani sıcacık hissettiriyor insana :) Ben anlatabildim mi bilmem :))

      Sil
    3. :-) Teşekkür ederim canım:-)

      Sil
  4. bir şey yapmadan hayatı izlemek ve kendi hayatına uzaktan bakmak..
    bazen bunu sık sık yapmamız gerektiğini düşünürüm nedense :)

    YanıtlaSil