16 Mart 2015 Pazartesi

7

Eve girerken ne yapacağını düşünüyordu. Hiç istemiyordu gitmek. Yoksa istiyor muydu? İçinde bir karanlık köşe kardeşinin bu hallerini görmekten zevk alabilir gibi duruyordu.

Aynadan kendisine baktı. Çok zayıflamıştı buraya geldiğinden beri. Daha çok çalıştığından değil, hayır, daha mutlu olduğundan daha az yiyeceklere saldırır olmuştu. İlk zamanlar zaten heyecandan yemek aklına bile gelmiyordu. Koskocaman hali gitmişti, incecik olmasa da gayet iyiydi doğrusu.. Yüzü daha canlı, saçları daha gür... Huzur insana yarıyor diye düşündü. Huzur ve kendisiyle barışık olmak...

Hızla işe koyuldu. Ola ki izin alabilirse diye yemek pişirdi akşama kadar, buzluğa attı kimisini. Evi toparladı, çamaşırları yıkayıp soba başında kuruttu.Neyse ki kış ortası ütü yapacak şey sayısı azdı.

Ben gerçekten de kıskanıyor muyum kardeşimi sorusunu bininci defa geçirdi aklından. Sürekli sinirlenmesinin sebebi bu muydu? Şehir merkezinde güzel bir eve yerleşmişti evlenince, eşi oldukça yakışıklı bir adamdı. Ona hep hayran hayran bakar, her türlü şımarıklığına katlanırdı.İlk çocuğu şirin mi şirindi . Çalışmıyordu. Zaten evlendiğinden beri hep hamile diye düşündü. Kıskanıyor olabilir miydi ki?

Hava kararırken yorgunlukla koltuğa attı kendisini. Beklemeye başladı.

Adam geldiğinde koltukta uyurken buldu onu. Dizlerini altına çekmiş, başını koltuğun kolundaki yastığa yaslamış, yünlü hırkasına sarılmış. Neden orada uyuyakaldığını merak etti ilk olarak.

Gözlerini açan kadın onu kendisine bakarken buldu.

- Sana bir şey sormam gerekiyordu da , beklerken uyuyakalmışım dedi utangaç bir gülümsemeyle.

Soran gözleri görünce devam etti.

- Kardeşim erken doğum yapmış, babam da rahatsızlanınca aynı anda annem benim ona yardıma gidip gidemeyeceğimi sordu. Fazla sürmeyeceğini düşünüyorum. Babam toparlanınca o gelir ben dönerim. Ama tam gün veremiyorum tabi. Yemek hazırlayıp dolaba ve buzluğa koydum. Çamaşırlar temiz. Ev de öyle. Senin için bir sorun olmazsa sabah erkenden gideyim diyorum.

- Tabi, tabi.. Ben seni köye bırakırım sabah , bu karda yürüme oraya, eşyan da olur.
- Fazla bir eşyam yok, ben yürürüm sabah, sen zahmet etme hiç.
- Olur mu canım.
- Teşekkür ederim çok..
-Haydi git yat, sabah görüşürüz.
- Yemek hazırlayayım mı hemen?
- Yok yok, ben atıştırırım bir şeyler..

Sabah sırt çantasına koyduğu bir iki parça kıyafet ve kitabını alıp çıkarken evden hüzünlendi biraz. Bu ev onun için huzur demekti... Biraz daha düşününce hem de mutluluk demek olduğunu hissetti. Sımsıcak bir yer... Bir yer sadece kendi başına sımsıcak olur muydu ki... İçindekiler yapardı öyle.. Yanında arabayı kullanan adama baktı bir müddet. Bir insan pek konuşmasa , yanında olmasa da sımsıcak yapar mıydı içini...

2 yorum:

  1. huzur ve kendisiyle barışık olmak yarıyordu insana, bir de ortama güzel soluklarını katan insanlar..
    keyifle okudum handancım, çok sevdimm :))

    YanıtlaSil