1 Ağustos 2013 Perşembe

Skulpturpark

Legoland çıkışında otele dönerken yolumuzun üzerindeki bu heykelli parka giriyoruz.
 

 
Uçsuz bucaksız bir yeşilliğin ortasında kendi hallerinde duran heykeller tezat oluşturuyorlar, tuhaf bir biçimde de güzel kaynaşıyorlar aynı zamanda :)






 







Çocukların tepesine çıktıklarını gördüğümde durun ne yapıyorsunuz desem de, heykellerin ismine baktığımda fark ediyorum ki oğlanlar anlamışlar olayın özünü :)


Üç oyun heykeli :)


Hımmm bu divan ismi size de pek tanıdık gelmedi mi ?


Gayet de tanıdık gözüküyor :)




Ertesi sabah kasabanın merkezine gidelim diyorum , pek uzakta değil zaten. Yine giriyoruz heykelli parka, ama çok sıcak olduğundan ana yoldan değil aradaki bir patikaya dalıyoruz.


İnsanın ruhu dinleniyor bu manzarada :)


Yeşilliklerin arasında, acaba doğru yoldan mı gidiyoruz soru işaretleri eşliğinde parkın diğer ucuna varıyoruz.


Uzaktan bakarken bu heykellere , çok tanıdık geliyorlar bana.

Ve hemen bağırıyorum:  "Aaaa, Küçük Prens değil mi bunlar?"


Evet ta kendisi ...


Tilkisi


Lambacısı


Bütün zarafetiyle kendisi.


Benim küçük prenslerimle birlikte poz veriyorlar :) Benimkiler prens mi maymun mu orasından tam emin değilim gerçi :)


En son heykel "Benim dünyama hoşgeldiniz " diyor.


Ben de iyi ki gelmişiz diye geçiriyorum içimden :)

Minicik kasabanın merkezinde bir iki saat geçiriyoruz. Hediyelik eşya dükkanındaki kız da ertesi gün Alanya'ya gidiyormuş, biz sıcaklardan kaçtık siz ona koşuyorsunuz diyorum, gülüyor.

Uçağımızın kalkmasına az kaldı. Otobüse binip otelden eşyalarımızı aldığımız gibi havaalanının yolunu tutuyoruz.

Sadece dört gün bile ne çok şey alabiliyor içine değil mi?

Her sabah yepyeni bir keşif yapacakmışçasına uyanmamız lâzım belki de tatili beklemeden.

Kim bilir belki burnumuzun dibindeki birçok şeyi fark edemiyoruzdur bıkkınlık perdesinin ardından..


Yolda giderken Metehan'a işte topluiğne ucu kadar bir yer kaplıyor bütün hayatımız, ne büyük görüyoruz diyorum.

 
İki gün önce üzerinden geçtiğimiz köprüyü seyrediyorum biraz.
 

Bulutların üzerinde olmanın keyfini çıkartıyorum.


Giderken yolda aldığım kitabımı bitirmiştim, onu koltuğumun önündeki gözde bırakıyorum, belki kitap arayan birisinin eline geçer diyerek. Yanımdaki diğer kitabı alıyorum elime. Yıllar önce okuduğum Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, aynı kitabı bambaşka ben olarak yeniden okuyorum...


İşte İstanbul'a geldik bile.


Çocuklarıma "En büyük zenginliklerden birisi de nedir biliyor musunuz ?" diyorum.

"Harika bir tatilden dönerken evimize kavuşacağımız için mutlu olmaktır..."

7 yorum:

  1. Bebeğim ben çok eğlendim,
    any:)
    iyi ki de gittin

    YanıtlaSil
  2. Ben de tatilin en çok eve dönüş kısmını seviyorum. En nefret ettiğim kısım ise önceki o bavul hazırlama olayı. Ne güzel eğlenmişsiniz :)

    YanıtlaSil
  3. Valla harika bir son post olmus bu geziyle ilgili Handan'cim. Hele son resimler ve son cümle..tamamen katiliyorum o söze.

    4 günlük bir tatil anca bukadar degerlendirebilirdi sanirim. Dolu dolu yasamissiniz o 4 günü. Birdahaki tatillerde ve tatil postlarinda bulusmak nasip olsun insallah:) Tesekkürler bu güzel paylasimlar icin!

    YanıtlaSil
  4. Resimler cok guzel.hakkaten huzur verici.cocuklarda tabiki.onlarsiz hayat dusunemiyorum.

    YanıtlaSil
  5. Kim bilir belki bir gün beraber piramitlere gideriz Any :)

    Bavuz hazırlamayı nispeten seviyorum da Selencim, dönüşte o bavulu boşaltma kısmı sinir bozucu oluyor:)

    Teşekkür ederim Ayşecim. Aklımda bir iki fikir daha var, başarabilirsem bu ay da bayağı verimli geçecek:-)

    Çocuklarla tatil hem çok yorucu hem de çok keyifli geçiyor Mehtapcım :)

    YanıtlaSil
  6. Tesekkürler Handancim, cok güzel bir seyahatnameydi bu...

    YanıtlaSil
  7. Ne demek, benim için bir zevkti canım :-)

    YanıtlaSil